Kapitalist Ekonomiler
Dünyadaki en önemli sistemlerden biri ekonomik sistemlerdir. İstek ve ihtiyaçlarımızın karşılanması için paraya ihtiyacımız vardır. Para demek ekonomi demektir. Daha önce para, sanal para, dolarla maaş gibi konulardan bahsetmiştim. Şimdi ise ekonomik sistemlerin nasıl işlediğini konuşalım.
En bilindik ve yaygın sistem kapitalist sistemdir. Sermaye birikimi ile çalışır. Sermaye özel teşebbüsün elindedir. Devlet genel itibariyle yasal düzenlemeler vs yapar. Sanayi devrimi ile daha fazla gelişim göstermiştir. Bireyselciliği, rekabeti ön plana çıkarır. İnsan tabiatına da en uygun sistem olabilir.
Kapitalizmin doğasını anlamak için önce insanın yapısından biraz bahsetmek gerekir. İnsan yapısı gereği kendisini başkaları ile kıyaslama gereksinimi duyar. Şimdi kendinizi etrafınızdaki insanlara kıyaslayın. Sizden daha fazla kazanan bir insanı düşünün, kendimizi ondan çok da aşağı görmeyiz. "O kazanıyorsa ben de kazanmalıyım, ondan neyim eksik?" deriz. Başkası iyi bir arabaya biniyorsa, "ben de binmeliyim" deriz. Kendinden daha az kazanan, daha alt statüde sayılacak kişilerden kendimizi üstün gören yapımız vardır. "Ben üniversite de okudum. Benle beraber mi okudu? Yıllardır dirsek çürüttük. Biz eşek gibi ders çalışırken, o gezip tozuyordu." Gibi söylemlerle, başkalarından fazla kazanmaya, kendimizce sebepler üretiriz. İnsan doğası gereği kapitalist bir yapıdadır. Kapitalizm de rekabete dayalı bir yarıştır. Hâliyle daha fazla kazanmak, daha fazla konfor elde etmek, daha iyi yaşamak için yarışa gireriz. Hep daha fazlasını isteriz.
Kapitalizm sermeye ve mülk edinmeye dayalıdır. Buradan hareketle örneklerle ilerleyelim. Belli bir sermayemiz olsun. Sermeyemiz olmasa da kredi ile de girişimlerde bulunabiliriz ama bunu sürdürmek daha zordur. Çünkü daha fazla kazanıp, hem anaparayı hem de faizini ödemek zorundasınız. Biz sermayemizin olduğunu varsayalım.
Öncelikle yatırım yapacak olalım. Ev/evler aldık diyelim. Kiraya verip kira geliri elde etmeye çalışırız. Ülkemizde bunu yapan insanlar neler yapıyorlar bakalım hemen: Kira geliri belli bir miktarın üzerinde olduğunda gelir vergisi öderiz. Bu vergiden kaçmak için, yasal sınıra kadar olan kira bedelini banka aracılığıyla fazlasını ise elden alırız. Ülkemizde konut vergisi öderiz. Kaç tane evimizin olduğunun önemi olmaksızın her konut başına belli şartlara dayalı emlak vergisi öderiz. İnsanların oturacağı konutun dışında konut edinmesini zorlaştırıp, kirada olan insanların da konut sahibi olmasını isteyen görüşler geliştirilmiştir. Bunlardan biri de şu: insanların ilk konutlarının cüzi bir emlak vergisi olsun. Bunun dışında edindiği her konut için arttırımlı emlak vergisi olsun. Şu anki sistemde arttırımlı vergi ödemesi yok. Böylece çok fazla konut edinmek zorlaşacak, ilk kez konut alacaklar için ise kolaylık sağlanmış olacak. Peki beraber düşünelim: Böyle bir uygulama olsa neler olur? Hemen söyleyelim: Ev sahipleri vereceği vergiyi de kiracıların üzerine yıkmaya çalışır. 6-7 bin olan ev kiraları 8-10 binlere çıkar.
Buna benzer bir yaklaşımı kredi oranları değiştiğinde de görmekteyiz. Konut kredileri yüksekken 1.2 milyon olan konut fiyatları, konut kredileri düştüğünde hemen 1.5 milyona çıkar. Fark edildiği üzere tüketicinin/alıcının elinden olabildiğince fazla para çekmeye dayalı bir sistem. Dediğimiz gibi kapitalizm, insan yapısına da uygun olup, daha fazla kazanmaya dayalı sistemdir.
Aldığı daireyi, arsayı ya da arabayı enflasyon olacak, fiyatlar katlanacak diye elinde tutup, fiyatların katlanmasını dört gözle bekleyenler yok mu? Maalesef var. Bir çok kişi kâr etme amacı gütmekte, çok azı ise zararım olmasın diye düşünmekte. Enflasyonist sisteminin en kötü yanlarından biri de maalesef bu. Zaten insanlar doğaları gereği kapitalist, bir de buna enflasyon eklenince durum daha da vahim bir hâl alıyor.
Küçük sermayelerle ticaret yapmak zor. Piyasada 3 harfli diye anılan marketleri ele alalım. Artık piyasada küçük çaplı market sayısı oldukça azaldı. Düşünün sokağınızda küçük bir market/bakkal var. Yakınına 3 harfli marketlerden biri geliyor ve belli süre sonra mahalle marketi iflas ediyor. Nedeni ne? Binlerce şubesi olan bir market, hem çok az kârlılıkla ürün satabilir hem de kurumsal bir firma olduğu için müşteriler çok daha az mağduriyet yaşarlar. Mahalle marketlerini kendi gözlemlerimden anlatayım: Yazın, kışın klima çalışmaz, ürünler standart şartlarda saklanmaz, bozulan ürünler daha çok gözden kaçar ve satılır. Üstelik satış miktarı çok fazla olmadığı için ya da rakip market vs olmayınca fiyatlar fahiş de olabilir. Bütün bunlar düşünüldüğünde 3 harfli dediğimiz zincir marketler piyasayı ele alır ve tekelleşir. Piyasaya hakim oluncaya kadar düşük kâr marjıyla satış yaparken sonrasında, istediği fiyat politikasını güdebilir. Sonuçta serbest piyasa.
Bu şartlar düşünüldüğünde küçük işler yapmak çok kazanç sağlayıcı olmasa da tatmin edici gelirler elde edilebilir. Sermayemizle küçük bir lokanta, giyim mağazası, kırtasiye, telefoncu vs de açabiliriz. İşini tutturamayıp, sürekli el değiştiren dükkanlar da görmüşsünüzdür. İşini tutturup yıllardır aynı işi yapanları da görmüşsünüzdür. Esnaf olarak ticaret yapan, hizmet üreten kişileri düşündüğünüzde kazançlarını kendi işini yapan başka kişilerle ya da benzer sermaye ile iş yapanlarla kıyaslarlar. Örneğin küçük bir giyim mağazası açmış olalım. Diyelim ki hayatımızı idame ettirmek için bize gerekli para, yoksulluk sınırı olan 26 bin civarı olsun. Biz bu işten aylık ortalama 45 bin kazanıyor olalım. Bize 26 bin yeter, ürünleri daha ucuza satalım, tüketici de başka ihtiyacını karşılasın demeyiz asla. Aylık kazancımız 45 bin liraysa bunu 50 bin yapmaya bakarız. Bizle aynı işi yapan aynı büyüklükte bir firma aylık 60 bin kazanıyorsa biz de onun kadar kazanmaya uğraşırız. "Şimdi kazanıyorum ama yarın ne olacağı belli mi?" yaklaşımıyla maksimum kârlılıkla iş yapmaya çalışırlar.
Dünyada hemen hemen her sektörde büyük işletmeler küçük işletmeleri çok zorlarlar. Büyük balıkların küçükleri yutması gibi. Yukarıda da anlattığım üzere çok az kâr marjıyla satış yapan zincir marketler yerel/bireysel market ve bakkalları yok ederler. Bu marketlerin sahipleri hayatlarını da çok iyi yaşayıp, ettiklerini kârlarla büyüdükçe büyürler. Küçük işletmelerin ise bir kısmı piyasada tutunup, tatmin edici kazançlar sağlar, bir kısmı da yok olup giderler. Sonuç itibariyle büyük firmalar büyüdükçe büyürler, tekelleşirler. Sermayeyi ellerine çoktan geçirmişlerdir. Dünyanın en zengin 26 kişisinin serveti, dünyanın en fakir %50'sinin servetine eşit olması da bu durumun en büyük kanıtıdır.
Emperyalizm!
Kapitalizmin daha ileri seviyesi ise emperyalizmdir. Sermaye sahipleri ürettikleri mal ve hizmetleri sadece kendi ülkesine değil tüm dünyaya sunarlar ve tüketicinin elindeki paraları alıp, büyüdükçe büyümeyi amaçlamaktadırlar. Sömürü düzeninden çok farklı bir şey değildir.
Liberalizm!
Kapitalizmden pek de ayırt edilemeyen bir sistemde liberalizmdir. Özgürlükçülüğü, serbest piyasayı savunurlar. Devletin üretime, rekabete girmesini istemezler. Tamamem özel teşebbüsün rekabete girmesini, kaliteli olanı daha uyguna sunanın var olmasını diğerlerinin doğal olarak yok olmasını savunurlar. Üç harfli dediğimiz marketlerin büyümesi yerel marketlerin ise sayısının oldukça düşmesi tam da liberal düşüncenin uygulamaya yansımasıdır.
Yorumlar
Yorum Gönder