Futbol, Spor, Taraftar

 Ülkemizde transfer döneminin yavaş yavaş sonuna yaklaşılırken, yapılan ve yapılamayan transferler. Sosyal medyadaki söylemler, eleştiri ve övgüler özellikle futbol tutkunlarının gündemini oldukça meşgul etmekte. Bu durumu biraz irdeleyelim istedim.


Dünya üzerinde en çok sevilen sporlardan biri futboldur. Uzun uzun nerede doğdu, nasıl gelişti kısmına girmeden devam edelim. Futbolun sevilme nedenlerinden biri, kolay ulaşılabilir olmasıdır. Diğer spor branşlarında olduğu gibi çok pahalı ekipmanlara gerek yoktur. Futbol oynamak için bir top yeterlidir.


Biraz geçmişe gidecek olursak, ortama 30-40 yıl öncelere gidersek, şehirleşmenin çok yoğun olmadığı, mahalle aralarında boş arsa ve tarlaların olduğu dönemlerde çocuklar ellerine geçirecekleri bir topla oynayabiliyorlardı. Öyle harika zeminlere fileli kale direklerine felan gerek yoktu. Hatta top olmadığı zamanlar bir şişeyle ya da top şeklini verdikleri kağıt, poşet topuyla bile oynarlardı. Kale yerine iki taş konur ve oynanırdı. Şehirlerdeki yapılaşmalar arttıkça; o, boş arsa ve tarlaların yerlerini binalar almaya başladı. Böylelikle ordaki çocuklar yavaş yavaş evinin önündeki sokaklara kaymaya başladı. Yalnız binaların artmasıyla beraber otomobil sayısı da artınca ve ülkemizde otopark sorunu da çözülemediği için, çocuklar sokaklardan da itilip evlere tıkıldı. Artık evlerde de rahat rahat oyunlar oynayamıyor çocuklar. Aman komşular rahatsız olmasın diye tablet ve bilgisayara kadar hapsoldu çocuklar. 


Çocuklar tamamen bilgisayar, tablet ekranlarına hapsolup kalmadılar elbette. Neler oldu peki? Çocukların doğal alanları azaldıkça daha güvenlikli spor alanları, profesyoneller tarafından verilmeye başlandı. Futbol okulları, belediyenin yaz okulları, hafta sonu kursları gibi faaliyetler artmaya başladı. Yanlız bu kurslar maddi bir külfet de getirdi. Spor okulları hemen yanıbaşınızda değil. Çocuğu alacaksın, götüreceksin, getireceksin. Bu ebeveynlere zaman açısından da külfet tabii. Çocukluğunda sokağa çıkıp saatlerce oynayan baba, şimdi çocuklarını kurslara yazdırmak için belki daha fazla çalışacak ve çocuğunu oyun için gezdirecek. Bütün bunları haftada bir kaç saatcik oyun oynasın diye yapacak. Peki siz hangisinin cocukluğunu yaşmak isterdiniz? Babanın mı, çocuğun mu?


Futbolun eskisi kadar olmasa da yine de kolay ulaşılabilir bir spor olduğundan bahsettik. Buna küçük bir örnek daha vermek isterim. Tenis sahasını düşünelim. Hemen hemen küçük bir halısaha ebatlarındadır. Bahsettiğimiz sahada 2 çocuk tenis oynayabilir. Yalnız aynı sahada neredeyse 14-15 çocuk futbol oynayabilir. Bu noktadan bakarsak yine de diğer sporlara göre düşük maliyetler çıkacaktır. Futbola kolay ulaşılmasının yanında bu sporu yapanların oldukça popüler olabilmesi, astronomik rakamlar kazanması, şatafatlı hayatların gözler önüne serilmesi de gösterilebilir. Yine çocukların film oyuncusu, şarkıcı vs olmasının altında da bu motivasyon yatmakta. Yani çocuklar da o yaşantıları istemekteler. Pahalı spor arabalar, villalar, tatiller..... Bunun için onların yaptıkları sporları, aktiviteleri yapmak isterler. İlkokul seviyesinde bir sınıfa girip, büyüyünce ne olmak istediklerini sorduğunuzda, ekek öğrencilerin büyük çoğunluğu futbolcu diyeceklerdir. Bütün bunlara ek olarak fiziksel olarak sağlıklı, fit, güçlü, hızlı olmak için de iyi bir spor olması futbolun sevilmesini sağlayan nedenler olarak sıralanabilir.


Şimdi de madalyonun diğer tarafına bakalım: Futbolun içinde olan, altyapıların kenarından köşesinden geçen insanların futbolcu olmanın ne kadar zor olduğunu bilirler. Ülkemizde, zirvedeki futbolculardan olmanın sadece yetenek ve çalışma ile olmayacağını da birçok kişi bilir. Her ne kadar çok az kişi o azınlık futbolcular arasına girmeyi başarsa da on binlerce çocuk alt liglerde oynayıp sonrasında ise hobi ve spor aktivitesi olarak bu işe devam etmektedir.



Futbolun serbest şekilde oynandığı arsalardan, sokaklardan evrilip özel sahalarda oynanan futbol okullarına geçtiği gibi. Futbol da eğlence olmaktan çıkıp inanılmaz bir sektör haline geldi. Eskiden futbol oynayanlar aidiyet duygusuyla oynarken, şimdiki futbolcular ise astronomik fiyatlara alınıp, satılan; ciddi paraların döndüğü bir sektör olmuş durumda. Yani sektör büyüdükçe duygusal yaklaşımlar yerini, profesyonel yaklaşımlara bıraktı. Yaşı 40 üzeri olanlar iki takım taraftarının omuz omuza maç izlediği dönemleri hatırlar. Stadın yarısı rakip tarftara ayrılırdı. Kulüpler taraftarı sağılacak insanlar olarak görmezlerdi. En azından şimdiki kadar değildi bu durum. 


Futbolun spor açısından olumlu yanlarını saydık. Peki insanlar neden taraftar oluyor, neden takım tutuyorlar? Bunun cevabı daha çok psikolojik, sosyolojik açıdan verilebilir. Aidiyet duygusu. Bir gruba dahil olma ihtiyacı. Var olma mücadelesi. Neden bir insan Beşiktaşlı, Galatasaraylı, Trabzonsporlu, Fenerbahçeli ya da başka bir takımlı olsun? İnsanlar genellikle güçlünün yanında olurlar ya da şehrinin takımını tutarlar. Çocuklar daha küçükken sevdiği insanlardan etkilenip takım tutarlar. Peki takım tutmanın bize faydası nedir? Bize ne kazandırıyor? Hani takım tutmadan sadece futbol izlesek. Düşünsenize tutmadığınız bir takımın maçını izlemek keyfli değil midir? Oradaki estetiği, gücü, zekayı görmek keyfli olacaktır. Sürekli hataların yapıldığı, mücadelenin, hırsın olmadığı, estetiğin olmadığı maçlar ise keyif vermez, izlenmez. Bu durumu kadınların ilgi alanına göre örneklersek: iyi film oyuncularının olmadığı, iyi senaryonun olmadığı filmleri izlemezsiniz mesela. Her işin iyi yapılanı izlenir doğrusu. 


Taraftarlığın yaş ile ilgisi de büyüktür. Küçük yaşlarda hayal dünyalarımızın geniş olduğu çağlarda futbola daha fazla ilgi duyarız. Mahalle maçlarında kendimize meşhur futbolcuların adlarını takar, öyle oynarız. Bunun yanında takımımızın futbol maçlarını seyretmeye de bayılırız. Futbol maçlarını izlerken büyüklerden birçoğumuz: ' karnını mı doyuruyor, neyini izliyorsun?' şeklinde laflar duymuşuzdur. Yaş ilerleyince futbolcu olamayacağımızı bir çoğumuz yavaş yavaş idrak etmişizdir. Artık futbol oynamanın azalıp, seyretmenin daha fazla arttığı evreye girmişizdir. İşte bu nokta önemli bir nokta. Bu noktadan sonra yapıp ettiklerimiz, ilgi alanlarımızın artması, kendimizi geliştirebilecek farklı uğraşılar, bir şeyleri idrak etme seviyemizin artması sonucu futbola ilgi azalma eğilimine girebilir. Çok fazla yapacağı işi olmayan, futbolu işten güçten sıkılıp stres atma aracı olarak görenler, aidiyet duygusu ile kendini güvende ve güçlü hissetme arzusu taşıyanlar futbola daha da sarabilirler. Burada çevresel faktörlerin önemi de büyüktür. Futbola ilgiyi ya da ilgisizliği birçok faktör etkilemektedir. 



Tamamen katılmamakla birlikte futbolun eski futbol olmadığını söyleyebilirim. Futbolun endüstriyelleşmesiyle beraber, taraftarlar müşteri olarak görülmeye ve onların futbola ilgisini artırabilmek için bir sürü psikolojik ve başka yöntemler kullanılmaktadır. Futbolcular maçları kazanmak için profesyonel ekipler tarafından hazırlanmakta. Antrenörü ayrı, kondisyoneri ayrı, beslenme uzmanı, psikoloğu, kişisel antrenörü, masözü vs. futbolcudan en fazla verimi almak istemektedir. Futbol seyir zevkini artırmak için modern statlar, sahalar futbol ekipmanları tasarlanmakta. Ekran karşında daha iyi izlenmesi için gelişmiş kameralar, teçhizatlar, çekim yöntemleri, 4k ve üzeri yayınlar kullanılmaktadır.


Şimdi örnekler üzerinden gidelim. İstanbul klüpleri Trabzonspor'un kalecisini transfer etmek istediler. Trabzon'un başkanı ise hamasi söylemlerde bulunarak, 'onların parası bizde geçmez, bizim kaptanımızı alacak para basılmadı' mealinde açıklamalar yaptı. Günün sonunda ciddi bir rakama bu oyuncu Galatasaray'a gitti ya da satıldı diyelim. Başlangıçta TS başkanı taraftarı konsolide etmek için, biz büyük kulübüz imajı yaratmak için büyük laflar etti. Tabii bu TS taraftarının grurunu okşadı. Burada ki algıyı görmek lazım. Eğer TS başkanı, tamam biz büyük kulübüz, oyuncumuz da bizim kaptanımız ve çok değerli bir oyuncumuz deyip devamını 'asla satmayız' şeklinde getirmeseydi, şu an TS taraftarının bir kısmı başkana bu kadar yüklenmeyecekti. Asla satmayız deyip satınca taraftarların bir kısmı bunu gurursuzluk olarak gördü ve taraftarlarda küçük düşürüldüklerine inandılar.


Aynı şekilde TS kalecisinin GS'ye gitmesinde kaleciyi de suçlayanlar var. 'Sen bizim efsanemiz olamazsın, bizim efsanemiz Onur'dur, 'başka kaptan arkasında TS 'ye karşı nasıl forma giyerim' diyen Dozer Cemil'dir.' diyenler oldu. Hâlbuki Onur Recep 'in oynadığı dönemin son yıllarında 'kendini kulübün sahibi mi zannediyorsun, bırak git, arma her şeyden büyüktür.' şeklinde tepki gösteren de yine aynı taraftardı. 


GS taraftar cephesinde ise, bu yaştaki kaleciye bu kadar yüksek paralar verilir mi? Bizim halihazırdaki kalecimiz bundan daha iyi, diyen bir taraf da var. TS kalecisine bu kadar para harcanması FB kanadında da konuşuldu. Bakın biz dünyaca ünlü kaleciyi sizden çok daha ucuza aldık, siz enayisiniz şeklinde dalga geçilince, GS tarafı FB'nin aldığı kalecinin maaşının çok yüksek olduğu bu yüzden toplam maliyet de FB'nin enayilik ettiği söylemlerinde bulunarak kendilerini savundular...


Şimdi şunu kendimize soralım: Bütün bunlardan bize ne? Parayı alan onlar, harcayan onlar, zevki sefa içinde yaşayan onlar. Bizler ise gereksiz ego tatmini yapan, birbirine laf sokup aşağılamaya çalışan, hatta birbirine zarar veren, bazı durumlarda ölümle bile sonuçlanan müşterilerden başka neyiz?


Turan İnal





Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Emeklilik ve Emekli Maaşları

Gurbetçilik