Gelir Eşitsizliği, Gelir Adaletsizliği
Bazıları hayatlarını yaşar, bazıları da tüketir. Hayatı yaşmak, tüketmek nedir? Diye sorulduğunda, farklı farklı cevaplar verebiliriz. Çünkü insanların beklentileri farklıdır. Biz biraz bu olaya kazanç ve dünya nimetlerinden faydalanma noktasında bakacağız. Dünya nimetleri de zamana göre farklılık göstermekte. Birkaç asır önce spor bir otomobile, en iyi telefona, bilgisayara, özel bir uçağa sahip olamazken şimdi olabilirsiniz. Dünya nimetlerinden faydalanma bulunduğunuz dönemde var olan mallarla ölçülür.
Şimdi dünyada 1000 kişinin ve 10 bin doların olduğunu varsayalım. Bu para dışında para basmayacak bunu kullanacaksınız. Bu parayı herkese eşit dağıtırsanız, herkese 10 dolar düşer. Dünyada var olan her şeyin değeri 10 bin dolardır. 5 yıl sonra nüfus ve para aynı kalacak ama bilimsel ve teknolojik gelişmeler sonucu üretimi arttırdınız ve ürün ve hizmetleri 2 katına çıkardınız. Ürün ve hizmet 2 katına çıkmasına rağmen değeri yine 10 bin dolardır. Yani 5 yıl önce aldığınız ürünü artık yarı fiyatına alabilirsiniz. Çünkü ürün arttı para ve kişi sayısı aynı miktarda.
Bilim ve teknoloji alanındaki gelişmeler sanayi devrimini doğurmuş, çevresel şartları daha kontrol edilebilir hale getirirken, doğadan istifadeyi de kolaylaştırmıştır. Sağlıkta iyileşmeler, ölüm oranlarının azalması; dengeli ve düzenli beslenme için gerekli gıdaların kolay elde edilebilir olması gibi sebepler nüfus artışına da neden olmuştur. Yani refah düzeyiyle beraber nüfusta artmaktadır.
Gelelim yine bizim 1000 kişilik dünyamıza. Maalesef paralar o kadar da adil dağılmadı ama yine de günümüzdekinden daha adaletli dağıtılmış olsun. En fakir 500 kişinin ortalama 2 dolardan 1000 doları olduğunu düşünelim. En zengin 100 kişinin (%10) 6 bin doları olsun. Geriye kalan orta/üst sınıfın (%40) 3 bin doları olsun.1 dolara 1 ürün alınabilsin. Yıllar sonra nüfus 2 katına çıkıp 2000 kişi oldu. Para 5 katına çıkıp 50 bin dolar oldu. Ürün ve hizmetler (mal/servet) 10 katına çıkmış olsun. Artık en alttaki %50, yani 1000 kişi ortalama 3 dolardan 3000 dolar alıyor. En zengin 200 kişi 30 bin dolara sahip. Günümüzde de durum aynen böyle. Günümüz en fakir insanları eskiye oranla bir kaç kat daha iyi durumdayken, günümüzün en zengin %10'luk dilimi eskiye oranla çok daha fazla zengin. Yani bilimsel, teknolojik gelişmelerin arttırdığı refahtan üst kesim daha fazla yararlanmakta.
Bu anlattıklarımın hepsi böyle gitmeyebilir. Nüfus üretime oranla daha fazla artarsa kişi başı ürün/hizmet giderek düşer, refah azalır. Sonuç itibariyle üsteki kesim her halükarda daha iyi durumda iken alttaki kesim sürekli fakirliği hisseder. Önceye nazaran bir nebze iyi ya da kötü olma durumu bir şeyi değiştirmeyecektir. Para miktarının ne kadar olduğu ise pek önemli değildir. Para ürün ve hizmeti almak için bir araçtır. Paranın adil dağılması önemlidir. Kazandığımız paranın miktarından ziyade oranı önemlidir. Yaptığımız işler sonucunda maaşlar alırız. Pandemi öncesi Türkiye'de 5 bin lira mı kazanmak isterseniz yoksa şimdi 10 bin lira mı? Nüfus ve üretim aynı olsa bile, ürün ve hizmet değeri 4-5 kat artarsa alım gücünüz azalır. Kişi başı mal ve ürün sabit kaldığında üstteki %10'un alltaki %50'ye oranla daha fazla kazanması alt dilimdeki insanların daha fazla fakirleşmesine yol açar.
Etrafımızda maaşlara ilgili hep bir kıyaslama duyarız. Eskiden en düşük emekli maaşı asgarî ücretten fazlaydı, gene öyle olmalı. Eskiden en düşük memur maaşı asgari ücrettin 2.2 katıydı, gene öyle olmalı. Eskiden öğretmen maaşı asgarî ücretin 3 katıydı, gene öyle olmalı. Kısacası asgarî ücret milletin şamar oğlanı. Giden gelen ona vuruyor. "Asgarî ücretliden ne istiyorsunuz, o da insanca kazansın" denildiğinde: "Tabii ki onlar da kazansın, onlara bir şey dediğimiz yok" derler. Asgarî ücret biraz hallice arttırılinca, "Bizde asgarî ücret kadar zam istiyoruz" derler. Bu arada asgarî ücret sayısal anlamda hallice arttırıldı. Gerçek anlamda, alım gücü noktasında pek fark yok. Bunu da belirtmekte fayda var.
Asgarî ücret bir ülkede sigortalı olarak çalışanın en az alabileceği miktar. Aslında çalışanları korumak için geliştirilen bir ücretlendirme şekli. İşe yeni başlayan, i iş için vasfı olmayan, ya da çok basit işlerde ödenmesi gereken ücret. Avrupa Birliği ülkelerinde asgarî ücretle çalışma oranı sadece %9. Bizde ise bu sayı resmi rakamlara göre %40 civarı. Başka araştırmacılara göre ise %50 üzeri.. Hangi istatistiği alacak okursak alalım, gerçekten de çok yüksek bir oran. Bu oranda çalışan kişilerinin hepsinin vasıfsız ya da bu orandaki işlerin çok kolay olduğu söylenemez. Yani asgarî ücretle çalışan bir çok kişi hem işinin ehli hem de işleri öyle çok basit felan değil.
Asgarî ücret bugün açlık sınırı ile kafa kafaya. Yil içinde enflasyon artışı olursa, açlık sınırının da altında kalacak. Asgarî ücreti arttırırsak ne olur? Asgarî ücret artarsa işverenlerin üretim maliyeti artar. Üretim maliyeti de sektörlere göre farklılıklar gösterir. Bazı firmaların üretim maliyeti içerinde personel gider oranı yüksek, bazılarında ise daha düşüktür. Personel gideri yüksek olan üreticilerin mal ve hizletleri daha çok artacaktır ve böylece bugün 8 bin olan açlık sınırı, 26 bin olan yoksulluk sınırı da buna göre yükselecektir. Yani, "hadi asgarî ücreti arttıralım" demeyle olmuyor bu işler.
Memura zam konusuna değinelim. Memura zam yapsak ne olur? Bu durumda da devlet bütçesine, maliyeye büyük yük getirir. Devletin daha fazla vergi toplaması gerekecektir. Bu durumda harçlar artar, ÖTV artar, cezalar artar, ya da para basımı yapılır. Paranın değeri düşer. Daha çok parayla eski aldıklarınızı bile alamayabilirsiniz. Bu durum asgarî ücretli ve emeklileri ise iyice zor durumda bırakır.
Bakıldığı zaman toplumun yüzdelik diliminde alt sıralarda bulunanların ciddi problemleri var. Bu problemler hadi maaşınızı arttıralım demeyle çözülmüyor. Asgarî ücretli açlık sınırında, memurlar açlık sınırının biraz üzerinde ve yoksulluk sınırının çok altında. Son dönem emeklilerini anlatmama bile gerek yok.
Peki 26 bin olan yoksulkuk sınırının üzerinde maaş alanlar var mı? Var. 45-60 bin lira maaşla çalışanlar var mı? Var. 3-4 yerden huzur hakkı ekstralı maaş alıp 300-400-500 bin kazananlar var mı? Var. Vermesi gereken vergilerin affolunduğu şirketler var mı? Olduğu söyleniyor. Açlık sınırında boğuşan arkadaşlar, senin hakkının nerde olduğunu umarım birgün öğrenirsin.
Yorumlar
Yorum Gönder