Ehliyet, Liyakat Üzerine
Ehliyet denilince aklımıza çoğunlukla sürücü belgesi gelir. Ehliyet kelimesi ehil kelimesinden gelir. Ehil, bir işi yapabilmek için yeterli seviyeye gelme anlamındadır. Yeterli seviyeye gelme durumunu kendini kanıtlamış bu belgeyi verebilecek kişi ve kurumlar vardır. Size ehliyeti verecek kişilerin de bir ehliyeti vardır. Hekimlik yapabilmek için, tıp fakültesine gidip, işi yapabilecek duruma gelmeniz gerekmektedir. Yeterli bilgi ve beceriyi kazandığınızda size diploma vereceklerdir. Yani artık siz o işi yapabilirsiniz, ehliyet sahibisiniz.
Uygulanan bu sistemde sorun görmemekle beraber bir takım eleştirilerim olacak. Acaba ehliyet olayını çok abartıyor, bir kutsiyet atfediyor olabilir miyiz? Ehliyet olayını, sürücü belgesi üzerinden ele alalım. Bugün araç kullanabilmek için ehliyete ihtiyacımız var. Ehliyet dediğimiz küçük bir karttan ibaret bir şey. Al şunu git arabayı sür demiyoruz tabii ki. Ama bir çok insanın geçmişte bu şekilde ehliyet aldığı da trajik bir durumdur. Neyse günümüzde araç sürebilmek için asgarî bir eğitim verilmekte. Bu eğitim hem teorik hem pratik anlamda verilmektedir.
Şimdi şunu düşünelim: Ehliyeti olan herkes aynı düzeyde mi araba kullanır? Aldığı eğitim aynı olsa bile, bireysel farklılıklardan dolayı aynı eğitimi alan herkes aynı güzellikte/doğrulukta araba kullanamayacaktır. Bu durumu aslında hepimiz biliyoruz. Diplomasını alan her meslek sahibi, mesleğini aynı ölçüde mi yapıyor? sorusuna verilecek cevap tektir. -Hayır.
Ehliyeti olan her sürücü, ehliyeti olmayan herkesten daha mı iyi araba kullanır? Ehliyet almaya karar vermiş ama o ana kadar araçlarla pek işi olmamış biri, sürücü kursuna gidip minimum yeterlilikle ehliyetini alabiliyor. Arabalara merakı olan birisi ise çocukluğundan beri arabalarla ilgili, babasının arabasının ciğerini bile biliyor olsun. Araçta hangi parça nedir, ne işe yarıyor bilgisi olsun. Trafiği tehlikeye atmayacak yerlerde pratik yapmış olsun. Etrafınızda bu gibi insanlar mutkaka vardır. O zaman şunu rahatlıkla söyleyebiliriz: Bir işi, o konuda ehliyeti olmayan ama ilgi ve yeteneği olan birisi, ehliyeti olan pek çok kişiden daha iyi yapabilir.
Çevrenizde mutlaka vardır, bu siz de olabilirsiniz. Yanlış seçimler yaparak ilgi ve yeteneğimizin olmadığı işlerde ehliyetimiz olsa bile pek başarılı olamayız, yaptığımız işi de minimum faydalılıkta yaparız.
Bir işte ustalaşabilmek için 10 bin saat kuralından bahsedilir. Ustalaşabilmenin çok daha kısa sürede yapılacağı tezleri de vardır. Bu ne demek: Fırında ekmek, simit vs yapan birisi bu işi en yüksek verimlilikte yapabilmesi için uzun süreler çalışmalıdır. Çocuğunuzu okula göndereceksiniz, yeni atanmış bir öğretmen mi tercih edersiniz yoksa kendini kanıtlamış tecrübeli bir öğretmen mi? Ciddi bir rahatsızlığınız var, yeni mezun bir doktora mı muayene olursunuz, yoksa tecrübeli bir doktora mı? Mahkemelik bir durumumuz var, tecrübeli bir avukat mı tutarsınız, yeni mezun bir avukat mi? Bu sorular bizi tecrübenin önemine götürüyor.
Ben araştırma ve gözlemlerim sonucunda şu sonuçlara ulaşıyorum:
1. Bir işi yapmak için ehliyet gereklidir.
2. Ehliyeti olan kişiler aynı işi aynı seviyede yapamaz
3. Ehliyetsiz biri, ehliyetli birinden iyi olabilir ama yasal olarak ehliyeti olamadığı için o işi yapamaz.
4. Ehliyet alacağımız konu, iş; ilgi ve yeteneklerimize uygunsa, daha başarılı oluruz.
5. Ehliyet aldığımız konuda, iş tecrübesi de verimliliği, kaliteyi arttırır.
Yorumlar
Yorum Gönder