Deprem ve Ahlâk
Maraş ve civar illerde yaşanan deprem için çok üzgünüm. Aslında üzgün olmamız gereken depremin olmasından ziyade depremin yarattığı tahribat. Deprem yüzünden mal ve can kayıplarının yaşanması. Hadi malı da bir kenara bırakalım, canımız çok daha değerli. Gerçekten canımız çok değerli mi? Kim değeli görüyor? Değerli görüldüğüne emin miyiz?
En önemli ihtiyacımız hayatta kalmak. Depremin yıkıcı etkileri sonrası en öncelikli isteğimiz insanların haytta kalması, enkaz altında dahi olsa. Öncelikle canların var olmasını istiyoruz doğal olarak. Bunun için tüm personel, kaynaklar seferber edilmeli. Son ana kadar canları kurtarmak için mücadele edilmeli.
İkinci önemli ihtiyacımız ise, beslenme ve barınma. Haytta kalan insanların yiyecek ve kalacak yerlere ihtiyaçları var. Devletin ilgili birimleri, birçok sivil topum kuruluşu da organize olup insanların bu ihtiyaçlarını karşılama, yaralarını sarma konusunda seferber olmaktalar. Deprem bölgesinde olmayan bizlerde gerek ilgili birimlere para yardımı yaparak gerek elimizde o bölgelere ulaştırılabilecek malzemeleri ilgili birimlere ulaştırarak destek olmaya çalışmaktayız. Bunun dışında moral motivasyonu yüksek tutmaya çalışmalıyız.
Öncelikli hedef hayatta kalmak olsa da yaşlısı, çoluğu çocuğu beslenme ve barınma ihtiyaçlarını karşılamak durumunda. Hep yaşlı, çoluk çocuk diyoruz ama normal sağlıklı bir insanın da günlerce aç susuz soğukta hayatta şansı yok. Onun için her bir insanın acziyet içinde bulunduğunu unutmamak gerekir.
Deprem konusuna gelecek olursak, bunun bir doğal afet olduğunu biliyoruz. Deprem olmasın diye temennilerde bulunmak ise maalesef hiç bir işe yaramıyor. Deprem belirli bölgelerde kaçınılmaz olarak olacaktır. Bilimin bize sunduğu verilere göre deprem bölgelerini, fay hatlarını vs biliyoruz. Depremi bize önceden haber verecek teknolojiden ise hâlâ çok uzağız.
Peki ne yapmalıyız? Bu sorunun cevabını muhtemelen herkes biliyordur. Depreme uygun binalar yapmalıyız. Var olan eski binaları dönüştürmeli, güçlendirmeyle dayanıklı hâle gelecek binaları güçlendirmeliyiz. Bunlar deprem öncesi yapmamız gereken ve en önemli hazırlıklar. Evlerimizde depremle ilgili bireysel hazırlıklar bize kalmış. Deprem çantası hazırlamak, deprem sırasında çök/kapan, deprem bitince binanın tahliyesi bireysel eğitimlerle halledilebilir konular. Bunun dışında dışında devletin ilgili birimleri deprem sonrası toplanma, barınma, beslenme, sağlık konularında gerekli tedbirleri almalılar.
Deprem dünyanın bir çok bölgesinde olan doğal bir afet. Deprem denilince akla ilk gelen ülkelerden biri Japonya. Bizdekinden daha büyük depremler meydana gelmekte. Muhtemelen birçoğumuz televizyonlardan şöyle haberlere aşinayız: Japonya'da şu büyüklükte deprem meydana geldi, bir kişinin bile burnu kanamadı. Peki bizde durum neden farklı? Burda daha az şiddetli depremlerde neden büyük kayıplar veriyoruz? Sanırım cevabını biliyoruz.
Deprem denilince, bir Japonla bir Türk aynı şeyleri mi hissediyorlardır? Deprem olgusu bir Japonun zihninde çok korkulacak bir durum değil. Bir fırtınadan, şiddeti yağıştan çok da farklı bir durum değil. Bizde ise durumlar çok farklı. İnanılmaz korktuğumuz, kaygılandığımız bir durum. Aynı doğal afet ama bizlere hissettikleri bambaşka. Sebebi ise gayet açık.
2011 Van depremini biliyoruz. Deprem sonrası bugün olduğu gibi yardımlar toplandı. Mağduriyet yaşanan bölgelere doğru yola çıktı. Neler oldu biliyor musunuz? Yardım araçlarından bazılarının önleri kesildi. İhtiyaç sahiplerine ulaştırılması gereken yardım malzemeleri talan edildi. Deprem bölgesinde ise bazı kişiler tek bir çadır bulamazken, 3-5 çadır alanlar oldu. Deprem bölgesine ulaşan yardım malzemeleri almak için insanlar neredeyse birbirlerini ediyorlardı. Şöyle bir fotoğrafı birçoğumuz hafızasında kalmıştır muhtemelen: Deprem sonrası Japonya'da güzel bir şekilde sıra olup yardım alan Japonlar. Yanında ise Van depreminde yardım almak için birbirlerini ezen biz. Deprem olan bölgeye prezervatif gibi şeyler gönderme küstahlığı da yine bizde.
Bizde başka neler oluyor dersiniz. Deprem bölgesinde talan ve hırsızlıklar. 3 katına çıkan ev kiraları. 5 katına çıkan battaniye, çadır vs gibi insanî yardım malzemeleri. Acaba her şey para mı? İnsanlarımız neden bu kadar fırsatçı. 100 liraya sattığın battaniyeyi 80 liraya satman gerekmez mi ya da en kötü yine 100 liraya sat. Neden 400-500 liralara çıkarıyorsun. Peki fırsatçılık deprem sonrasında mı başlıyor? Tabii ki hayır. Depremde yıkılan ya da yıkılmak üzere olan binaları yapanlar.... Neden malzemeden çaldınız? Daha az kâr etseydiniz olmaz mıydı? İşte bütün bunlar bizim ahlâkî durumumuzu ortaya koyuyor.
Deprem sonrasında sıradan vatandaştan ziyade yüklü miktarlarda yardım yapan şirket ve bireyler var. Deprem sonrasındanın altını çizmek istiyorum. Bu şirket ve kişilerin yaptıkları yardımlar esasında çok kıymetli ama şunu belirtmekte fayda var. Yahu kardeşim senin bir çırpıda yüksek meblağlarda yardım edecek paran varsa ..... Neyse bundan sonrası sanırım kapitalist kafayla ilgili ama yine de biraz değinmemiz gerekli. Düşük ücretlere çalışan bir insan nasıl bir ev alabilir? Tabii ki düşük kalitede. Birilerinin az parası varsa, başka birileri de onlara az paraya mâl ettikleri konutlar üretir. Tabii bu sadece konut için değil, gıda, giyim gibi her konuda böyle. Üstüne daha çok kazanmak isteyen müteahhiti, üreticisi varsa kalite daha da düşer. Denetleme vs yetersizse kalite daha da düşer. Sonuç: Sonuç ortada.
Yorumlar
Yorum Gönder