Seçim Sonu

Bir seçimi daha geride bıraktık. Ülkemiz adına hayırlı uğurlu olmasını dileyerek başlayalım. Neyi seçtik? Ülkemizi 5 yıl süreyle idare edecek, kararlar alacak kişiyi seçtik. Seçtiğimiz kişi 20 yılı aşkındır zaten ülkemizi yöneten kişi. Halkımızın yarısından çok az bir çoğunluğu görevine devem etmesini, halkımızın yarısından az bir kısmı ise değişim istediğini belirtti. Netice itibariyle demokrasimizin kuralları gereği bir taraf kazandı ve görevinde başarılı faydalı olmasını diliyoruz..

Gelelim seçime yönelik izlenimlere. İnsanlarımız bir yönüyle siyaseten kutuplaşıyor. Aynı iş yerinde çalışıp, aynı sorunlarla mücadele ediyoruz. Gündelik sorunlarımız birebir aynı. Hayat pahalılığı hepimizi birlikte etkiliyor. Ya da refah varsa, özgürlükler genişlediyse hepimiz için geçerli.

Seçim sonuçları aşağı yukarı belli olunca; yok yurt dışı oylarıyla kazandı, yabancılara vatandaşlık sattı öyle kazandı. Demokratik bir seçim olmadı. Devlet kanalını ve havuz medyasını kendi için kullandı. Hile yaptılar. İftira attılar. Algı yaptılar gibisinden onlarca mazerete sığındılar. Yetmedi muhalefet tarafına da salladılar; o aday olmamalıydı, şu aday olmalıydı. Kaç seçim kaybetti, hemen istifa etsindi, hiç utanma yok muydu.. Yanlış strateji uyguladılar, şöyle yapsalardı kazanırlardı gibisinden söylemler, eleştiriler havada uçuşuyordu.

İnsanın doğasında olan şu: Bir şeylerin ardına sığınmak, mazeret bulmak. Hayatta kalmak için refleks haline gelmiş güdülerimiz bunlar. Yukarıda saydıklarımın az ya da çok gerçek olduğunu varsayalım. Maalesef ki kaybetmeyi kabul etmek çok kolay bir durum değil. Bir anda biri bin yapma potansiyeli kazandırabiliyor insanlara. A kanalı, yayını izlediği için onlara oy veriyorlar, onların beyinlerini yıkıyorlar, manipüle ediyorlar, algı yapıyorlar gibi şikayetlerde bulunanları muhakkak çevrenizde görmüşsünüzdür. O zaman hadi gidin, siz o suçladığınız insanlarla konuşun. Bakalım bir tanesini ikna edebilecek misiniz? Şunu kabul etmek gerekiyor: o insanlar, o kanalları-yayınları izledikleri için değil, düşündüklerine, görüşlerine uygun oldukları için o kanalları izlemekteler. Tabii şunu da yok saymıyorum: elbette var olan fikirleri, görüşleri daha da katılaşıyor, daha da fanatik oluyorlardır. Bu durum, diğer taraf için de geçerli değil mi? Maalesef öyle.

Sokak röportajlarında muhakkak görmüşsünüzdür. Bir vatandaşa mikrofon uzatılıp, "KK kiliseleri açacakmış, bu konuda düşünceleriniz neler" diye soruluyor. Vatandaş, " Ondan ne beklenir ki, kendi de o kafada" minvalinde bir cevap veriyor. Sonra spiker, "Pardon, bunu Sayın Erdoğan demiş" diyince. Vatandaş, "tabii ki yapacak onlarda bizim vatandaşımız" mealinde bir yanıt veriyor. Bu röportajın hdp ile ilgili bir versiyonu da bulunmakta. Kısacası insanlar sadece olayları yanlış ya da doğru olarak değerlendirmiyor. Kendisini öncelikle bir gruba ait görüyor, sonrasında ise o görüşe sıkı bağlılık gösteriyor. Bu sadece iktidar seçmenleri ile ilgili bir durum değil kendini Atatürkçü olarak lansa eden seçmen de benzer özelikler gösteriyor ama biraz azdır, çoktur orasını tartışmıyorum.

Şimdi gelelim kutuplaşılan öğelere: din, milliyet, Atatürkçülük gibi kavramlar üzerinden kutuplaşıyor ya da kutuplaştırılıyoruz. Seçim öncesi ve sonrası yazılanlara bakalım: "İslam kazandı." Nasıl bir söylemdir bu? Diğerleri ne, kâfir falan mı? "Koyduk mu?" Bu ne demek yahu? "Silahlarınızı hazırlayın!" Hayırdır savaş mı var? "Bu seçim hak ile batılın seçimi!" şeklinde onlarca söylem. İktidar destekçilerinin söylemleri vatan, millet, din, ezan, bayrak gibi öğeler üzerinden. Eğer işler yolunda giderse istikrar, yatırım, kalkınma; yolunda gitmezse eskiden yağ yoktu, kuyruk vardı, camileri ahır yaptılar, başörtüsü falan filan unsurları da kullanılır.

Diğer taraf sütten çıkmış ak kaşık değil bildiğiniz gibi. Seçim sonrası en yaygın paylaşımlardan biri şu: " Zeki bir insana en büyük işkence, cahillerin seçtiği düzende yaşamaktır. Bir de sonuna "George Orwell" yapıştırırlar. Kendilerini zeki diğerlerini ise cahillikle itham ederler. "Bunlar cahil, bunlar koyun, bunlar bilmem ne" tarzında seçmenlere yönelik sözler kabul edilebilir değil. Sıkı sıkıya sarıldıkları öğeler: Atatürk, laiklik, özgürlükler. İktidar ağzıyla kuş tutsa yine yaranamaz. Mutlaka bir şeyler bulunur. İktidar yol, köprü, tünel vs yapar. "Yaptı ama nasıl yaptı" derler. Haklıdır, haksızdır bir kenara bırakalım. Mutlaka eleştirirler. Özellikle biraz okumuş kesim kendini, ülkesini hep Almanya, Belçika, Japonya ile kıyaslar. "Orda şu kadar maaşa telefon alınıyor, biz niye alamıyoruz. Orda şöyle araba alıyorlar, biz niye alamıyoruz." 

Sadede gelelim. Bizler halk olarak hangi düşünceye, görüşe sahip olursak olalım, karşıdakinin düşüncesine, görüşüne de saygı göstermeliyiz. Karşındaki görüşü küçümsemen, küfretmen; o kişilerin görüşlerine, davasına daha sıkı sarılmalarından ve onun da sana aynı şeyleri yapmasından başka şeye yaramayacaktır. Şimdilik kazanan tarfta olan da diğer tarfta olan da birbirlerine adım atmalı, görüşlerini anlamalı ve ortak bir paydada buluşabilmeli. Karşındaki insanın görüşü sana ters olabilir ve onların tercihlerinin bize fayda değil zarar getireceğini düşünüyorsan onları ikna edebilmelisin. Eğer ikna edemiyorsan kendi görüşünü de lütfen sorgula... 



Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Futbol, Spor, Taraftar

Emeklilik ve Emekli Maaşları

Gurbetçilik