Gurbetçilik
Gurbetçi nedir, ne değildir.. sorusuna; doğduğu, büyüdüğü yerden ayrılıp başka yere göçmüş kişilere denir. Kısaca böyle bir tanım yapabiliriz. Gurbetçilik yurtiçi ve yurtdışı şeklinde gözükür. Bu ikisini harmanlayıp artı ve eksilerini anlatacağım.
Özelikle şu günlerde yurtdışından gelen gurbetçiler dönüş yollarında. Gerçi yurtiçinde yaşayan gurbetçi ailelerimiz de dönüşe başladı diyebiliriz. Yazın başında, ilkbahar ortalarında memleketlere gidilir, yaz sonu ve güz mevsimi civarlarında dönüşler başlar.
Sosyal medyada olsun, ulusal medyada olsun bununla ilgli bir çok paylaşım karşımıza çıkar. 'Sınır kapısında kuyruklar oluştu, gurbetçiler; yerlerde, araçlarda yatarak sabahladı. Giderken çöplerini yol kenarlarına attılar ama Almanya'da yere izmarit bile atamazlar.' şeklinde haberler, yorumlar sıklıkla karşımıza çıkar.
Geri dönen gurbetçilere mikrofon uzatıldığında: 'memleketimiz çok güzel, kıymetini bilin. Şükredin. Orda da hayat pahalı, eskisi gibi değil. Kurulu düzenimiz var...' gibi söylemlerini görürüz. Buna mukabil yurtdışında yaşayan başka birileri, adeta söylenenleri yalanlarcasına gerek mizahi, gerek tamamen gerçek video kayıtlarla, durumunun ülkeye gelip ağlananların anlattığı gibi olmadığını anlatırlar.
Ülkemize dönelim ve ülkemizdeki gurbetçileri irdeleyelim. Doğu Anadolu, Karadeniz, İç Anadolu bölgelerinden kalkıp büyük şehirlere yıllardır göç edildi. Şu an bu göç durumu tam olarak nedir bilemiyorum. Yalnız artan enflasyon, kira, yaşam maliyetlerini düşünce.. göç hızı azalmış, durmuş şeklinde mantık kurulabilir. Büyük şehirlerde yaşayan gurbetçi vatandaşlarımızın büyük çoğunluğu yıllardır büyük şehirlerde. Özellikle hayatının çocukluk ve gençlik yılları memleketinde geçenlerin, doğdukları, yaşadıkları yerler burunlarında tüter. Bunların bir çoğu emekli olmuştur 5-6 aylığına memleketlerine giderler. Çalışanlar ise yıllık izinlerini kullanmak için giderler.
Memleketinde değil de göçtükleri yerde dünyaya gelenler ise memleketlerine diğerleri kadar özlem duymazlar. Bu durum Almanya, Hollanda, Fransa vs yaşayan vatandaşlarımız için de geçerlidir. Hatta yıllar önce Türk asıllı bir vatandaşa mikrofon uzatılıyor. Ülkesi hakkında sorular soruluyor. Kız, neredeyse Türkçe konuşmayı unutmuş. Türkiye'nin başkentini bile bilmiyor. Ülkesine ait bildiği tek şey 'İstanbul' demek oldu. Yani kısaca yaşadığı yerin kültürünü almaya başlamış haliyle.
Şimdi gelelim işin biraz psikolojik, sosyolojik tarafına.. Ankara'da, Bursa'da, İstanbul'da yaşar, kalkar memleketine gider. Gittiği zaman bir işi yapılacaksa, ucuza yaptırmak ister. 'Burası da çok pahalı, bu fiyata şu malzeme mi olur. Herkes pahalıcı' der de der. Memleketinde kalıcı olarak durmak istemez. Kışın geri döner. Çünkü büyük şehirde imkankar fazladır. Evi kaloriferlidir, pazar-market ucuzdur. Hastane, o bu imkanları daha iyidir. Çoluk çocuğu da oralardadır. Onlara yakın olmak isterler. Kısacası kurulu düzenleri vardır.
Gurbette gidemeyen, gitmeyen insanlar ise diğerlerine çoğunlukla haset ederler, onları çekemezler. Adam köyde hayvan saklayacak, anca geçimini sağlayabilecek, ne maaşı vardır ne de öyle şehirde kayda değer, para edecek malı vardır. O yüzden yazın gelip köyde kendileri gibi yaşayan köylülerini pek de çekemezler. Yüzlerine karşı öyle olsalar da gerçek pek öyle değildir.
Şimdi yurtdışına gidip düzen kurmuş, yaz tatilini ülkesinde geçirmek isteyen vatandaşlarımızı daha iyi anlayabiliriz. Aslında yurtiçindeki gurbetçilerden pek farkları yoktur. Fark şurada ortaya çıkıyor: Daha gelişmiş ülkelerde yaşayıp, çalışıyorlar. Hâliyle ortalama kazançları bizim gurbetçilerden çok daha fazla. Üstelik Euro ile kazanıyorlar. Bizim paramıza göre daha değerli. Bizim gurbetçi emekli olmuş 15-20 k maaş alıyor. Almanya'da yaşayan gurbetçi ise 50-70 k maaş alıyor. Burada köyünde, kasabasında bir de ev yaptıysa... burda yaşayanlar daha da fazla kıskançlık duyguları hissetmekte. Bu da yadırganacak bir durum değil. Çünkü doğamıza uygun bir his, uygun bir davranış...
Yurtdışında yaşayan gurbetçilerin yerli gurbetçiler gibi ülkesine, memleketine özlem duyması oldukça doğal. Üstelik elin ülkesinde yaşıyorlar. Bizimkilerden daha fazla özlem duymaları da gayet normal. Nasıl ki, İstanbul, İzmir gibi büyük şehirlerde yaşayıp memleketlerine tamamen dönülmüyorsa, Almanya'dan, Belçika'dan da kimse kalkıp kolay kolay dönmez. Günün sonunda iş çıkar meselesine geliyor. Çıkarın orda yaşamayı gerektiriyorsa orda yaşarsın, doğduğun yeri memleketini de özlüyorsan kalkar gelirsin..
Almanya'da yaşayıp 2-3 bin Euro maaş alan aileler orda inanılmaz refah içinde yaşıyor değiller. Her ne kadar bir kaç günlük maaşlarıyla telefon, 5-10 aylık maaşlarıyla araba alabilselerde market alışverişleri bizimkinden az bile tutsa netice itibariyle asla Alman değiller. Ortalama bir Almandan daha iyi şartlarda da yaşayamayacaklar diye düşünüyorum. Kendilerini orda kıyaslayacakları kişilere göre alt gelir seviyesinde kalacaklar. Ama yine de memleketlerine dönmekten çok daha iyi gibi gözüküyor, bu başka tabii.
Gelelim 'orası da eskisi gibi değil, orda da yaşamak artık zor söylemlerine' bu hem doğru hem de yalan bir ifade. Kalkıp Türkiye geldiğinde mal ve hizmet alacağı zaman kendisinden fazla para talep edilmesin diye söylenen masum (!) yalan gibi duruyor. Ayrıca bu söylemler oralara gitme isteğinde olanların gidip kendilerine rakip olmaması adına masum(!) yalanlar sanki. Doğru kısmı ise şu: orada yaşayanlar arasında orta-alt gelir gurubunda olmaları...
Turan İnal
Yorumlar
Yorum Gönder