Kadın ve Kadın Algısı
Kadınların giyim kuşamıyla ilgili konuşmaları sıkça duyarız. Bununla ilgili bizlerde de belli düşünce şablonları oluşmuştur. Din kisvesi altında konuşanlar, 'kadının saçının bir teli dâhi gözükmeyecek' der. Bir başkası, 'kadın istediğini giyer, siz/biz erkekler gözlerine nefsine hakim olacak' der. Dini karıştırmayıp, özgürlükten vs bahsedenler ise, 'insanlar istediklerini giyerler, buna engel olmak suçtur. Bu suçu işleyenler cezalandırılmalıdır' gibi söylemlerde bulunurlar.
Başlığımız kadın, çünkü bu konudan en çok muzdarip olanlar onlar. Erkeklerin kadınlar tarafından taciz edilmesi, tecavüze uğraması diye bir durum neredeyse yoktur. Bu durumlara maruz kalanlar maalesef kadınlardır. O yüzden kadın ve kadın algısından bahsedeceğim.
Yaratılış gerçeği diğer canlılarda olduğu gibi biz insanlarda da cinsler arası bir çekim vardır. Bu durum neslin devamı için gereklidir. Türlerde genel itibariyle çeken taraf dişiler; çekilen, yönelen taraf ise erkeklerdir. Hatta bununla ilgili şöyle bir benzetme yapabiliriz. Kadınları çiçeklere, erkekleri de arılara benzetebiliriz. Çiçekler arılara cezbedici, narin, güzel gözükmektedir. Arılar ise çiçeklere giden taraftır. Arılar çiçeklere ulaşma konusunda güçlerini kullanır, güçlü olan çiçeğe konar. Güçsüz olan başka bir çiçeğe yönelir. Bu döngü bu şekilde sürer gider.
İnsanlardaki bu durum çok önceleri diğer canlılardaki gibi işlese de günümüzde bu algı biraz daha değişmiştir. Gerek toplumda kadınların daha güçlü hale gelmesi, gerek yasaların koruyuculuğundan dolayı, doğadaki erkek sığırın dişi sığıra yaklaşması gibi bir durum söz konusu değil. Yani kadınlar da artık bir arı gibi erkeklere yöneliyor. Erkek kendisine gelmezse kendi erkeğe gidiyor. Bahsettiğimiz bu durum kadınların toplumsal yaşamda daha güçlü olduğu, yasaların daha koruyucu olduğu toplumlarda geçerli.
Kadın erkek münasebetlerinde tabii olan bir de yasal olan iki durum söz konusu. Tabii olan yasallaştırılabirde. 'Biz hayvan mıyız? Biz insanız, özgürüz, istediğimiz gibi yaşarız, giyiniriz' şeklinde yaklaşanlar da var. 'Kaçıncı yüzyılda yaşıyoruz? Artık kendinizi geliştirin, medeni olun' gibi gibi konuşanlar artık çoğunlukta. Bu konuda eğitim kavramına çok fazla sığınılmakta. Bu durumun eğitimle aşılacağı düşünülmektedir.
Doğada dişi, erkek yakınlaşması doğal bir olay. Bu biz insanlar için de geçerli. Bu tabii olayı eğitimle değiştirmek de mümkün. Bunu örneklendirelim. İhtiyaçlar hiyerarşisini düşündüğümüzde cinsellik de yeme, içme gibi temel ihtiyaçlardan. Bir maymunu kafese koyup muz verirseniz, alıp yer. Eğer maymunu eğitirseniz, ki burada bunu cezayla yapabilirsiniz, maymun muzu yemez. Yani maymunun doğasına uygun olmayan eğitimle bu yapılabilir. İnsan için de durum farksız. Bir masaya en iyi yemekleri koyarsanız doğası gereği insan da o yemekleri yemek ister. Eğer bu durumu yasaklarsanız durum değişir.
Masaya çok lezzetli yiyecekler koyuyorsunuz ve bu sadece bir kişinin değil bunlar paylaşılacak şeklinde yaklaşılırsa mantıklı bir tarafı olur. İnsanlar bu kurala uymakta daha başarılı olabilir. Ama insanları eğitelim ve bu yiyeceklere asla dokunmasınlar. 'Yiyeceklerin bozulması pahasına bunu yapsınlar' dersek, bunun mantıklı bir tarafı yoktur. Bunu başarmak için çok katı cezalar koymalısınız.
İnsanlardan istenilen davranışların yerine getirilebilmesi için bu davranışların mantıklı olması gerekiyor. Ortaya çok leziz yiyecekler koyuyorsunuz ve bunlara kimse dokunmayacak, çünkü doğru olan bu deyip, bu yönde eğitim yaparsanız, başarısız olursunuz. Bunlara kimse dokunmasın , çünkü bunlar paylaşılacak denir, bu yönde eğitim yapılarsa başarılı olma ihtimali çok kuvvetlidir. Burada bir parantez açıp, paylaşmak doğru mudur? sorusunu sormak istiyorum. Paylaşmak insani midir, gerekli midir, doğal mıdır? Bu soruların yanıtını başka bir yazımızda arayacağız. Ama şunu söyleyebiliriz: yiyecekleri paylaşmak, ziyan etmekten daha insanidir, doğaldır. Paylaşma yönünde eğitim çok daha başarılı olacaktır.
Cinsellik de tıpkı yeme içme, barınma ihtiyaçlarımız gibi ihtiyaçtır. İki cins arasında geçtiği için karşı cinsi etkileyen bir durumdur. İnsan acıktığinda yemek yemek ister. Eğer çok fazla aç değilse yemek uyarıcısı yoksa, yemek yeme olayını düşünmez. Ama yemeği aklına getirecek bir muhabbet doğarsa ya da yemek uyaranlarıyla karşılaşırsa yemek yemeyle ilgili bir arzusu oluşur. Örneğin; elimizdeki telefonla bir siteye giriyorsunuz ve közde pişen kebap videosu karşınıza çıkıyor. Bu durum yeme isteğinizi artırır. Cinselliği ele alalım. Bir erkek karşı cinsten birini görmediği sürece aklında cinsel münasebet yokken, karşına uyarıcı çıkarsa beyni cinsellik isteği oluşturacaktır. Bizim için tam da önemli olan nokta burası. Kadın ya da dişi erkek için uyarıcıdır. İşte bu noktada giyim kuşam, hâl, hareket, tavır uyarının şiddetini belirler. E o zaman ne yapalım? İnsan içine de çıkmasın mı kadınlar? Siz önce kendinize hakim olmayı bilin, tarzında soru ve görüşler ortaya çıkar. Bunlar konunun başka bir yanı. Sanırım şu nokta açık: cinsler birbirlerine karşı uyaran konumundadır. Karşı cins istediği gibi giyinsin, istediği hâl, hareket ve tavrı sergilesin diğer taraf kendini eğitsin ve sorun yaşanmasın, yaklaşımı maalesef tam olarak tutmuyor. Çünkü insanın doğasına ters bir durum gibi gözüküyor.
Yorumlar
Yorum Gönder