Din Nedir?

 Din dediğimiz kavram; ilahi, doğaüstü güç ya da güçlere inanılması, o güce boyun eğme, o gücün ortaya koyduğu ilkelere uyulması şeklinde tanımlanabilir.

Sokaktaki insanlara sorsanız: "Allah'ın koyduğu bir şey, Allah'ın getirdiği şey, Allah'ın kitabına, kendisine vs inanmak" şeklinde tanımlar yapacaklardır. Din dediğimiz kavram ilahi bir olgu şeklinde düşünülür. Dinde böyledir. Allah böyle emretmiş. Allah'ın dini gibi söylemlerle katı bir hâl alır. 

Öncelikle inanmayan insanlar için saçma bir olgudur. Onun için inanan insanlar perspektifinden bakalım. İnanan insanlar içinse kendi inandıkları hak, hakiki inançtır, diğerlerinin inandıkları ise batıldır. Örneğin: müslümanım diyenler diğer dinleri batıl görüp, kendi dinini hak görür. Musevilik, Hristiyanlık dinlerinin hak olduğu ama sonrasında tahrif edildiği için o dinleri de batıl sınıfına koyarlar. Diğer dinlere inananlar aynı şekilde kendilerinin inandıklarını en doğru bulup geri kalanı yanlış bulur. O yüzdendir ki bulunduğu dindedir. Yani bir budist İslam'ı daha doğru bulsa, budist olmak yerine müslüman olurdu. Bir yaratıcıya inanmayan insanlar için bütün dinler uydurma, batıl iken; inananlar içinse kendi inandıkları din hakiki, hak din olup geri kalan batıldır. 

Din dediğimiz kavram ihtiyaçtan ortaya çıkan bir kavramdır. Kişisel ve kişilerarası sorunlara çözümler sunar. Toplumsal işleyişi düzene sokar. İslâm olsun, diğer dinler olsun hep bir sistem kurmaya, düzen oluşturmaya çalışmış çalışıyorlar. Kaynağının ilahi olup olmasını bir kenara koyup amacını ne derecede yerine getirdiğine bakmalıyız. Yukarıda da anlattığım gibi inanmayan insanlar için bütün hepsi insan uydurması, insan kaynaklı iken; inananlar ise kendi inandıklarını ilahi, hak, hakiki vs görürler. Dinler bunu ne ölçüde yerine getiriyor? 

Yine İslam ve ülkemiz üzerinden konuyu anlamaya çalışalım. 1928 yılına kadar dini İslam olan bir ülkeyken sonrasında bu ibare kaldırılmıştır. Sonraları ise laiklik denen kavram anayasada yerini almıştır. 

Laiklik ise kısaca din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması olarak bilinse de; kişilerin din, inanç, ibadet, ideolojik inançlarını kişisel alanlarında özgürce yaşaması, yerine getirmesi ama devlet yönetiminde bilimsel verilerden, ortak akıldan, demokrasiden yararlanması şeklide daha doğru tanımlanır. O zaman İslam için şu denmiş oluyor: Bakın, sizin sisteminiz, kurallarınız vs ile bu işler yürümüyor. Biz başka bir sistem kuruyoruz. Siz inandığınız sisteme içinizde inanın. Toplumsal hayatta, devlet yönetiminde buna yer yok. İbadetinizi yapın, namazını kıl; sarığın, sakalın, örtün bireysel alanında serbest. Yani o sistem olmadı sen gene neye inanıyorsan inan toplumu akılla, bilimle yönetelim. Böylelikle İslam dini uhrevi, mistik boyutu olan, ileri medeniyetlerde kendine yer bulamayan kişisel alana sıkışmış bir pozisyona düşmüştür. Bu islam için değil sadece bütün dinler için böyle değil mi? Hukukun, eğitimin, sağlığın, refahın vb toplumsal hayatın en iyi seviyelerde olduğu toplumlarda mistik, ilahi inançlara yer yok gibi gözükmekte. Bu toplumlar akılla, bilimsel verilerle yönetilmekte.

İnanan insanlar için dini hizmetler de verilmektedir. Tabii bu çok büyük ölçüde müslümanlar için geçerli. Camiler yapılmakta, imamlar atanmakta, Kur'an kursları açılmakta, imam hatip okulları açılmakta, ilahiyat fakülteleri açılmakta. Bakın dininize saygı gösteriyoruz, size dini anlamda hizmet de veriyoruz mesajı verilmektedir. İslami anlamda yönetilen ülkeleri de görüyoruz. Onlarda da sorunlar boğazlarına kadar gelmiş. Toplumsal anlamda iyi noktada olmadıkları aşikar. O zaman sistem olarak dinlere ihtiyaç var mı? Ya da iyi olmayan sistemler diyebilir miyiz? 

Din dediğimiz kavram bu dünyadan ziyade öldükten sonra var olduğuna inanılan cenneti kazanma noktasına gelmiş durumda. Diğer insanlarda öldükten sonra cehenneme gitmesin diye onlara da yardım etme çabaları var. Ama bu dünyada işlemeyen sistemler bunlar. Dinlerin ilahi boyutunu bir kenara bırakırsak, kaldı ki zaten buna inanmayanlar da var, bu dünyada toplumsal yaşama, bireysel özgürlüğe, ikisini çok iyi dengeleme noktasında katkısı ne diye bakılmalı.

İslam dininin insanlığa katkısı nedir? diye soracak olursak: Öncelikle hangi İslam konusunu netleştirmek lazım. https://yanlismidusunuyorum.blogspot.com/2023/04/islam.html?m=1 yazımda İslam'ın mezhep, tarikat, cemaat adı altında birçok parçaya ayrıldığını yazmıştım. Acaba her biri gerçek İslâm mı yoksa en doğru olanı var mı? Netice itibariyle insanlığa ne vaat ediyor öteki dünya dışında? Bu soruların hepsine ve daha fazlasına ileriki yazılarımızda yanıt arayacağız. 

Şunu netleştirelim. Din dediğimiz aslında yürünen yol demek. Bazı insanlara yanlış hareketlerinden dolayı yolun yol değil deriz. Yanlış yapıyorsun mesajı veririz. Din dediğimiz olgu insanlığı doğru yola koymak için var. Bu açıdan bakarsak insanlığı, toplumu yönetmek için uygulanan sistemler de birer dindir. Yani yol, yöntemdir. Bu nokta çok kıymetli. Burası anlaşılmazsa din dediğimiz şey kişisel alana sıkışmış, mistik bir takım inanç, uygulama vs'dan öteye gidemez. Uygulanan her yöntem bir dindir. Bu bağlamda ileriki yazılarımda islam dinini de günümüz cuhmuriyet, monarşi, emperyalizm, milliyetçilik dinlerini de irdeleyeceğim.





Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Futbol, Spor, Taraftar

Emeklilik ve Emekli Maaşları

Gurbetçilik