Tüketim Toplumu
Tüketim, günümüzün en büyük sorunlarından biri midir, yoksa modern insanın yapması gereken doğal bir durum mudur? Var olabilmemiz, hayatta kalabilmemiz için mecburen bir şeyleri tüketmeye ihtiyacımız vardır. Hava, su, besin, giyim, barınma gibi ihyaçlar, hayati ihtiyaçlarımızdır. Bu ihtiyaçlarımızı karşılamak için doğada var olanı kullanırız. Hava yapma şansımız yok. Atmosferde var olan havayı teneffüs ederiz. Hava derken, oksijenden bahsediyoruz. Biz insanlar oksijen yapamayız ama oksijen üreten sisteme olumlu/olumsuz yönde etkileyebiliriz. Ormanları kesip imara açarsak, olumsuz katkımız olur. Ağaçlandırma yaparak ormanların gelişimini sağlarsak, olumlu etkimiz olur. Denizleri kirletirsek, olumsuz; kirletmezsek olumlu katkımız olur. Atmosfere zararlı gaz salınımını yaparsak, olumsuz etkimiz; yapmaz isek bir etkimiz olmaz açıkçası.
Birçok kişinin benzerini gördüğü şu tarzda resimler vardır: "Eğer insan olmasaydı doğa böyle olurdu." tarzı resimer hatırlıyorsunuzdur. Yine benim aklımdaki bir resim: Sahilde martılar yürümüş, kedi/köpekler yürümüş ve ayak izleri bırakmış. Başka bir resimde ise insanlar gelmiş, orada eğlenmiş, yemiş içmişler ve birtakım çöpler saçılmış etrafa. İki resim arasındaki fark için "doğa kirletirse, insan kirletirse" adlı bir başlık konulmuş. Anlaşıldığı üzere etrafını çok fazla etkileyen bir türüz.
Biz insanlar biyolojik açıdan benzerimiz canlılardan pek de farklı olmayan ihtiyaçlara sahip olmamıza rağmen, onlar gibi yaşamayan türleriz. Mesaela bir şempanze yaşayabilmek için bizden çok daha az şeye ihtiyaç duyar. Hâliyle doğaya etkisi de biz insanlara göre çok daha azdır. Biz insanlarda ilk başlarda çok daha doğal bir yaşam sürerken, medeniyetin gelişimiyle beraber üretim ve tüketim kapasitemiz çok daha fazla artmış, çok daha konforlu yaşamlar edinmişiz. İlk başlarda mağaralarda yaşayan, üzerinde basit bir kıyafet bulunan, avlanarak, bitkiler yiyerek yaşayan bir türden; şimdiki haline evrilmiş bir seviyeye geldik. Bir kaç yüzyıl sonra ise, yeni buluşlarla şimdikinden çok daha fazla şeye ihtiyaç duyan, hâliyle çok daha fazla üreten ve tüketen bir yapıya da evrilebiliriz.
İnsanlığın gelişimiyle ilgili uzun uzun bir anlatım yapmayacağım. Lakin konunun tam olarak anlaşılması için küçük örneklere ihtiyaç var. Çok değil 70-80 yıl önce 1950'lede ülkemizde kırsal nüfus %75lerdeyken, 1980'lerde %50'lere, 2022'de ise bu oran %7'lere kadar gerilemiştir. Kırsal yaşamla kentsel yaşam birbirinden çok farklı yaşamlar. Kırsal yaşam doğala yakınken, şehir yaşamı ise doğal yaşamdan daha uzak bir yapıyı ifade etmekte. Kentlerde yaşam alışkanlıkları çok daha farklı olup, daha fazla tüketim yapmak demektir.
Kırsalda/köyde yaşayan biri çok fazla hazır gıdaya ihtiyaç duymayacaktır. Sütünü, yağını ineğinden, yumurtasını tavuğundan alacaktır. Şehirde yaşayan insan ise sütünü, yumurtasını marketren alacaktır. Bu ürünlerin markete kadar gelinceye kadar geçtikleri aşamaları bir düşünelim. Öncelikle çiftlik kurulacak. İnekler, tavuklar getirilecek. Beslenmeleri için yem üreten tesislere ihtiyaç var. Alınan süt, et, yumurta işlenecek, ambalajlanacak. Tırlarla şehirlere nakliyesi sağlanacak. Markette muhafaza edilecek. Görüldüğü üzere kırsalda basitçe ulaştığınız şeylere, kentte bir dünya emek verilerek ulaşımınıza sunuldu.
Gelişen bilim, teknoloji, sanayi vs sayesinde eskiden çok fazla kol gücü gerektiren tüketim ürünleri daha kolay üretilebilir hale geldi. Eskiden binek hayvanlarla sürülen, tırpanla biçilen tarlaları, şimdilerde geliştirilen makinalarla işler hâle geldik. Eskiden binlerce kişinin yaptığı işi şimdilerde bir kaç makinayla yapabilir hale geldik. O yüzden kırsalda ihtiyaç duyulan kişi sayısına artık ihtiyaç duyulmuyor. Sanayii devrimiyle beraber kent nüfus oranı giderek artarken, kırsal nüfus oranı giderek azalmıştır. İnsanî, temel ihtiyacımızın çok kolay tedarik edilebilsiyle beraber nüfus da hızla artmaya başlamıştır. Tabii nüfusun artışının tek sebebi sanayi devrimi değil, sağlık alanındaki gelişmelerle, geliştirilen aşılarla ölüm oranlarının azalması, yaşam ortalamasının artması. Savaşların azalması ya da ölümlü savaşların azalması da gösterilebilir.
2022 yılında dünya nüfusu 8 milyara ulaşmıştır. Bu nüfusun çok büyük bir çoğunluğu artık şehirlerde yaşamakta. Şehirlerde yaşayan insanların, hatta kırsalda yaşayanları da ilave etmeliyiz; ihtiyaçlarını bir düşünelim. Bütün bu ihtiyaçları giderebilmek için çok fazla enerjiye, üretime ihtiyaç duyulmaktadır. Bunu alabileceğimiz yer ise maalesef çevremizdir. Yani bütün bunlar için doğal kaynakları, dünyamızı tüketmekteyiz. Yeraltı ve yerüstü kaynakları hunharca tüketmekteyiz. Yenilenebilir enerji kaynaklarından aldığımız katkı ise tüm çabalara rağmen hâlâ çok sınırlı düzeyde.
Yıllardır aşina olduğumuz küresel ısınma kavramını duymayan kalmamıştır herhalde. Bir kaç on yıl sonra telefisi olmayan, geri dönüşün mümkün olmayacağı süreçlere girilebilir. Ülkemizde de etkileri çokça görülen bir takım gelişmeler yaşamıyor muyuz? Birçok yerde âni yağışlar sonucundan yerleşim yerlerinin dereler tarafından yutulduğunu; hızlıca çıkan ve yayılan orman yangınları vs gibi durumları son yıllarda ülkemizde gözlemliyoruz. Bütün bunlar doğanın isyanı değil de ne? Konu hakkında çok detaylı anlatımlara çeşitli kaynaklardan ulaşılabilir.
Yazı başlığını "Tüketim Toplumu" olarak belirlesek de, tüketimi herkesin eşit olarak yapmadığı muhakkak. Yine ülkemizden örnekler verelim. Barınma ihtiyacı için konutlara ihtiyacımız var. 70 m² konutta yaşayan aile ile 700 m² konutta yaşayan ailenin tüketimi eşit değildir. Giyim ihtiyacı için, yıllık 2 kıyafet alan biriyle 20-30 kıyafet alan tüketimi aynı değildir. Bu örnekleri hemen hemen her alana yaymak mümkündür. Tüketim ihtiyaçları da kazançla paralellik göstermektedir. Daha fazla kazananlar daha fazla tüketirken, daha az kazananlar ise zorunlu tasarrufa gitmek zorunda kalıyorlar. İstisnaların kaideyi bozmayacağını da belirtelim.
Netice itibariyle doğayı olması gerektiğinden çok daha fazla sömürüyoruz, doğa da bu etkiye karşı tepksini gösteriyor. Şöyle güzel bir söz var onunla bitirelim: "Doğaya karşı verdiğimiz savaşı kazanırsak, kaybedeceğiz" Tabii her zaman en önce ve en çok fakirler kaybedecek....
Yorumlar
Yorum Gönder