Sosyalizm mi Kapitalizm mi?
İnsanlar hayatlarını bireysel olarak değil, topluluk halinde geçirirler. Topluluk halinde yaşama gereksiniminden dolayı bir takım kurallar oluşturmuşlar. Topluluk hâlinde yaşayan insanların daha iyi, sorunsuz yaşamaları için, kuralların işlemesi için yönetimlere ihtiyaç duymuşlar.
Dünyada şimdiye kadar farklı yerlerde ve farklı zamanlarda onlarca farklı yönetim şekli uygulanmış. İnsanlar hep en iyisini bulmaya çalışmış. Zaman geçtikçe daha iyi sistemler ortaya çıkmış demek, pek mümkün değil. Gidişat hep olumluya doğru gitmemiş. Kötü dediğimiz sistemlerde daha iyi yaşam şartları olabilirken; iyi bir sistemde kötü yaşantılar da sürülmüş . Kötü yönetimler iyileşirken, iyi olan yönetimler kötüleşebilmiştir.
Yönetim şekillerinin bizim için ne önemi var? İyi bir hayat için yönetime neden ihtiyaç olsun? Yönetim şekli toplumun nasıl yönetileceğini belirler. Bu yönetimde halka söz hakkı az ya da çok verilebilir. Yönetenin yetkileri dar ya da geniş olabilir. Yönetim yetkisi tek kişide olabilir ya da bir çok kişi paylaşabilir. Yönetim denetlenebilir, belli sürelerde görev alabilir ya da tersi olabilir. Yönetim güçleri tek elde toplanabilir ya da bu güç paylaştırılabilir. Birileri daha fazla güce, imtiyaza, şöhrete sahip olmak isterken, birileri de buna hayır demiştir. Bu mücadele insanlığın var olmasından itibaren süregelmiştir.
İnsanların istek ve ihtiyaçları bir anlamda da sahip olması gereken hakları sayılırlar. Yaşama, güvenlik, barınma, beslenme, eğitim, sağlık, kendini gerçekleştirme gibi ihtiyaçlarımız aynı zamanda sahip olmamız gereken haklarımızdır. İnsanlar topluluk hâlinde yaşamaları sebebiyle kolektif hareket etmek zorundadırlar. Bu sistemde birileri daha fazlasına sahip olmak isteyince başka birileri daha azına razı olmak zorunda kalacaktır.
İnsanların biyolojik ihtiyaçları genel anlamda diğer canlıların ihtiyaçlarıyla benzerlik gösterir. Bundan binlerce yıl önce yaşayan aslan türü ile şimdiki aslan türünün ihtiyaçları hemen hemen aynıdır. Bunu biz insanlar için düşündüğünüzde de aynıdır. Binlerce yıl önce yaşayan insanlarla günümüz insanlarının biyolojik ihtiyaçları aynıdır. Bizi diğer canlılardan ayıran asıl yanımız ise beşeri yanımızdır. Beşeri insanın istek ve ihtiyaçları ise sınırsızdır. Bunların başında ise en fazlaya sahip olma isteği gelir. Daha fazla mal, daha fazla şöhret, daha fazla güç vs.
Kolektif olarak yaşayan biz insanlar artık başka insanlara aslında onların üretkitlerine daha fazla muhtacız. Önceleri pek çok ihtiyacımızı kendimiz karşılarken artık bir çok ihtiyacımız için başka insanlara muhtacız. Kırsal yaşamdan kentsel yaşama kaydıkça bağımlılığımız daha da arttı. Kentsel yaşam kırsal yaşam nazaran çok daha komleks ve konforlu. Karmaşıklık ve konfor da bağımlılığı artırmaktadır. Kırsal yaşamda bir çok işle uğraşan bireylerin yerini, kentlerde tek bir işle uğraşan bireyler almaya başladı. Bu da profesyonellik denen kavramı ortaya çıkardı. Artık etrafımızda yüzlerce hatta binlerce farklı meslek bulunmakta. Bir doktor sadece kendi alanıyla ilgili çalışmakta. Karnını doyurmak için tarla sürüp buğday üretmek zorunda değil. Barınmak için kendi evini yapmak zorunda değil. İstese bile yapamaz zaten. Bu profesyonellik toplumda kolektif olma zorunluluğunu doğurdu. Kolektif hareket eden toplumlarda sorunlar minimal boyuttadır. Toplumda bir iş yapan birey olarak başka işleri yapan bireylere muhtacız. Toplumun sağlıklı olabilmesi için sistemin düzgün işleyebilmesi için her mesleğe önem vermeniz gerekmektedir. Sokakları temizleyen temizlik görevlilerine de, fabrikada üretim yapan işçilere de, hastanede sağlığımızla ilgilenen çalışanlara da ihtiyacımız var.
Kentsel yaşamda sistemi işletecek, sorunlarla başa çıkabikecek her mesleğe ihtiyacımız olsa da biz birey olarak bir işi yapabilmekteyiz. Diğer istek ve ihtiyaçlarımızı karşılamak için ise para denen araca ihtiyaç duyarız. Bir doktor işini yaparak sağlık ihtiyacı olanlara hizmet verirken, kazandığı parayla başka ihtiyaçlarını giderir. Besin ihtiyacı için markete, kasaba, lokantaya ihtiyaç duyar. Enerji ihtiyacı için, elektrikle ilgili çalışanlara ihtiyaç duyar. Bütün bu istek ve ihtiyaçlarımız için yaptığımız işten para kazanıp sonra da harcarız. E para dediysek konumuz gelir ekonomiye.
Yönetim şekillerinden geldik ekonomiye. Yönetim şekillerinin ekonomiyle ilgisi ne? Yönetim şeklinin, işleyişinin ekonomiyle ilgisi son derece büyüktür. Yönetimi şeffaf, denetlenebilir, değiştirilebilir; insan hak ve özgürlüklerinin daha geniş kapsamlı olduğu ülkelerin ekonomilerin de daha iyi olduğu gözükmektedir. Ekonomileri iyi olan ülkelerin ekseriyetle gelişmiş ülkelerdir de. O yüzden bir ülkenin nasıl yönetildiği, o ülkenin gelişmişliği ve ekonomisiyle doğrudan ilişkilidir.
Toplumda bir iş bölümü olduğundan bahsettik. Bizler işlerimizi yaparak paralar kazanmaktayız. İş bölümü olan toplumda insanların benzer yükler yüklenmesi ve gereksinimlerini de aynı oranda giderilmesi gerekmektedir. Yani çalışanların iş yükleri adil bir şekilde ayarlanmalıdır. Toplumda birileri ölesiye çalışırken, birileri yattığı yerden para kazanmamalı, ağır iş yapanların iş yükü azaltılmalıdır. Bizim için her meslek önemli olduğuna göre her mesleği değerli görmemiz gerekmekte, ayrıcalıklı meslekler oluşturmamalıyız. Toplumda çalışanlar arasındaki kazanç farkı asla çok yüksek olmamalıdır. Böylelikle daha iyi işleyen bir sistem daha sağlıklı bir toplum oluştururuz. Aksi taktirde bazı meslekleri ayrıcalıklı kılar, bazılarını da değersizlestirirsek günümüzdeki gibi sorunlarla karşılaşırız. Dünyanın en zengin %1'i tüm dünya servetinin %46'sına sahip olur. Dünya'nın en fakir %55'i de servetinin %1'ine sahip olur.
Yorumlar
Yorum Gönder