Demokrasi ve Cumhuriyet

 

Demokrasi ve cumhuriyet kavramları artık neredeyse birbirlerine geçmiş durumdadır. Halk arasında bu kavramlar söylendiğinde aynı şey anlaşılmaktadır. Cumhuriyet kabaca halk yönetimi demektir. Cumhur sözcüğü halk anlamına gelmektedir. Günümüzde ismi cumhuriyet olan ülkeler vardır. Türkiye Cumhuriyeti, Çin Halk Cumhuriyeti, Bangladeş Halk Cumhuriyeti gibi. Ülke isminin bu şekilde olması bu ülkelerde cumhuriyetin olduğu diğerlerinde ise olmadığı anlamına gelmiyor tabii. Hatta ülkenin isminde bunun vurgulanması aslında çok da cumhuriyetçi olunmadığı, öyle gözükmek istendiği için de konduğu söylenmektedir. 

Demokrasi ise daha çok uygulamaya dönük sistemdir. Mesela bir problem olduğunda demokratik yollarla çözelim deriz. İçerisinde hukuk, insan hakları, ortak akıl, STK vs bir çok unsuru barındırır. İsminde hem demokrasi hem hem de cumhuriyet kavramları geçen, kendini öyle adlandıran ülkeler de vardır. Tabii isminde bunların olması, gerçeği ne kadar yansıtıyor, tartışılır. Kuzey Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti, Etiyopya Halk Cumhuriyeti, Cezayir Demokratik Halk Cumhuriyeti gibi ülkeler isimlerinde bu iki kavramı barındırır. Üstteki ülkelerin bazıları ve bir çok ülkede isminde halk sözcüğünü barındırır. Bu ülkelerin de ne kadar halkçı olduğu tartışılır. 

Amerika gibi eyaletlere ayrılmış ülkeler ise isimlerinde farklı ibareler bulundurur. Amerika Birleşik Devletleri, Avrupa Birliği ve bir zamanlar Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği gibi. Ülke isminde geçen bu kavramları bir kenara koyup asıl meseleye gelelim.

Demokrasi ve cumhuriyete kısaca, halkın kendi kendisini yönetmesi denir. Yönetmeye talip olanlar, önce yasal olarak organize olur. Partilerini kurar ve seçime katılır. Kazanan/lar yasada yer alan şartlara göre belli süre yönetir. Bu yönetim şeklini hep iyi, hoş, harika olarak anlatır dururuz. Çünkü biz seçtik deriz. Seçimi bizim yapmamızı oldukça önemli görürüz. Acaba doğru mu düşünüyoruz? Socrates'in yüzyıllar önce demokrasi eleştirilerini okumanızı tavsiye ederim. "Denizde giden bir gemide sorun çıktı. Gemideki herkesin mi karar vermesini isterseniz, yoksa işi bilenlerin mi?" şeklinde bir soru üzerinden ilerliyor bu eleştiri. Kısacası şundan bahsediliyor: Karar vericiler/seçenler karar verecek yetenek ve düzeyde değillerse, o yerde işler iyiye gitmez. Yani karar verenlerin belirli seviyede bilgi birikime sahip olması gerekmektedir.

Demokrasi nasıl uygulanır? Günümüzde temsili demokrasi sistemi bulunmakta. Artan nüfuslar dolayısıyla halk, temsilciler eli ile yönetime katılmaktadır. Bazı bölgesel ve genel kararlar ile ilgili ise referandumlar yapılmaktadır. Halk, mecliste kendisini temsil edecek kişileri yani vekillerini seçer. Vekillerde yasaların kendisine verdiği yetkiyle, seçim süresince halkı temsil eder. Görünürde her şey güzel fakat işler her zaman sanıldığı gibi olmuyor. Demokrasinin, parti demokrasilerinin zayıf olduğu yerlerde milletvekili adaylarını partilerin başındaki kişi ya da kişiler belirliyor.

Partiler nasıl kurulur? Sonrasında neler yapılır?Öncelikle mevcut sistem içerisinde yönetimi, sistemi beğenmeyenler muhalif olmaya başlarlar. Aykırı görüşler iktidar içerisinde de olur ama orada başa gelmek çok zordur. Bunun için genelde başka partiler ortaya çıkar. Sonra bu partiler büyümeye çalışırlar. Partilere, sahip olduğu görüş itibariyle katılanlar olduğu gibi, çıkar sağlamaya yönelik katılanlar da olabilir. Ya da her ikisi de olabilir. Neyse ortada partiler vardır artık. Genel itibariyle aynı görüşü savunan insanlar bir aradadır ama yukarıda da söylediğim gibi bireysel çıkarları doğrultusunda bu partilerde yer alanlar mutlaka olur. 

Seçime katılıp, seçim şartlarına göre meclise giren partilerin yasa yapma, bütçe hazırlama vs görevleri vardır. Gündemdeki konular öncelikle parti meclisinde konuşulup karara bağlanır. Bazen partinin ileri gelenleri, bazen de parti başkanı tek karar verici olabilir. Parti içerinde demokrasinin ne derece hakim olduğu çok önemlidir. Meclis genel kuruluna gelindiği zaman bireysel görüşlerden ziyade, parti görüşü hâliyle parti içerisindeki egemen güçlerin görüşlerini savunmak durumu, ya da sessiz kalma durumu ortaya çıkabilir . Günümüz partilerini düşündüğümüzde parti liderlerinin, özelikle iktidarda bulunan parti liderlerinin çok daha fazla söz sahibi olduğunu göreceksiniz.

Mecliste herhangi bir konu tartışılırken, parti olarak tavır takınılır, bireysel fikirler adeta hiçe indirgenmiştir. A partisi bir kanun için evet diye el kaldırırken, B partisi mensupları hayır diye el kaldırırlar. Bu ne kadar sağlıklıdır? A partisi içerisinde düşüncesi hayır olmasına rağmen evet diyecek, B partisi içerisinde de bunun zıddı durumlar mutlaka olacaktır.Ayrıca iktidar olma mücadelesinde, bütün partiler birbirlerine rakiptir. Rekabetin olduğu yerde demokrasiye, hukuki kurallara, insani, ahlaki değerlere ne derece önem verildiği de tartışılır.




Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Futbol, Spor, Taraftar

Emeklilik ve Emekli Maaşları

Gurbetçilik