Bilim, Sanayi, Teknoloji ve Yoksulluk

 Her geçen gün yeni bir buluş, yeni bir şey icat edilmekte. Böylece var olan ürün ve hizmetler de giderek artmakta. Hâliyle biz insanların ihtiyaç duyduğu gereksinimleri de artmakta. Cep telefonu icat edildiğinde, ulaşılması zordu. Herkes cep telefonu alamıyordu. ilk başlarda ülkelerin en zenginleri alabilirlerken, bu alandaki gelişmelerin artması, üretim maliyetlerinin düşürülmesi ile bugün hemen herkesin cebine girmiş durumda. 

İlk başlarda hantal, ağır, sadece arama yapabilen bu cihazlar, zamanla fotoğraf çeken, müzik çalan, oyun oynanan, internete giren, envai çeşit uygulamalarla hayatlarımıza girdiler. Bugün bu teknolojiyi yok sayan hemen hemen yoktur. Mektupla, telgrafla haberleşen kimse kalmamıştır. Zamanının iyi iletişim araçları ise artık nostaljik bir hâl alarak hayatlarımızdan çıkmıştır.

Bugün cep telefonları kolay ulaşılabilir teknolojik cihazlardır. Herkes kullanıyor ama kullanılan telefonlar aynı değiller. Onlarca marka ve binlerce farklı özelliklerle pazardaki yerlerini almış durumdalar. Ülkemiz için konuşursak 100 liraya da telefon edinebilirsiniz, 60 bin liraya da telefon edinebilirsiniz. 100 lirayı yanlış mı yazdım diye düşünmeyin. Bugün e marketlerde alabileceğiniz en düşük sıfır telefon 300-350 liralardan başlıyor. Bildiginiz tuşlu telefonlar. Alo demekten başka bir işe yaramayan telefonlar. İşte bu telefonların ikinci el ilanları 100 TL. Maalesef bu telefonları almak zorunda kalanlar bile var. Daha kötüsü bunu alamayanlar da var. Seri üretim telefonları ise ülkemizde satışa sunulduğu günün gecesinde sıraya girip alanlar var. Her yeni telefon çıktığında, eskisini satıp telefonunu yenileyenler var. 

Hadi bunlar seri üretim ve marka değeri ve ürün performansı arttıkça fiyatı 60 binleri buluyor diyelim. Fiyatı bir kaç milyon dolar olan, hatta bir kaç on milyon dolar olan telefonlara ne diyeceksiniz? Tabii bu telefonlar değerli taşlarla bezenmiş öyle çok güçlü telefonlar değil ama akıl almayacak fiyatlar. Müşterilerin bir tuşla firmaya bağlanıp bir çok konuda yardım alması gibi özelliklere de sahip. Yardım alması, derken yanlış anlaşılmasın: Mesela müşteri farklı bir ülkeye gitti diyelim. En şık restoran hangisi gibi yardımlar alıyor...

Telefon bizim için olmazsa olmaz değil diyebilirsiniz. 1970lerde icat edilmiş. Telefon olmadan önce de insanlar yaşayabiliyorlarmış, diyebilirsiniz. Pek haklı olduğunuz söylenemez. Her şeye bu mantıkla bakarsak, yaşayacağımız yer üzerimizdeki postla bir mağaradır. Gerçi bir mağarada felan yaşamanıza kimse izin vermez. Çünkü oralar artık turizm gelirlerinin elde edildiği yerlerdir. 

Bahsettiğimiz konu sadece telefon özelinde değil, dünyada üretilen her ürün ve hizmet için geçerli bir durum. Kamıştan evde, teneke ve suntlardan yapılmış evlerde yaşayanlar da var, hatta bunları bulamayan insanların sayısı bile çok fazla olup, bilmem kaç dönümlük arazi üzerine kurulmuş havuzu, spası, spor salonu ve aklınıza gelmeyecek bir sürü alanı, detayı olan evler de var. Aynı durumu otomobil özelinde düşünebilirsiniz: bir kaç bin dolara da araba alabilirsiniz, onlarca milyon dolara da kendinize bir otomobil alabilirsiniz. Hatta malikanenizin garajında bu otomobillerden sayısını bilmediğiniz kadar bile olabilir. Dünyada otomobil sahibi olmayı bırakın, hayatında otomobil görmemiş insanlar var. Dünya üzerinde aklınıza ne geliyorsa buna ulaşmayan insanlar da var, en kalitesizine/vasatına zorlukla ulaşanı da var. En kalitelisine ulaşanı da var, en kalitelisine kendini çok özel hissettirecek özel koşullarda ulaşanı da var. Hemen bir örnek verelim: Ömründe kırmızı et görmeyen de var, en kalitesizine ancak ulaşını da var. Kalitelisini alıp mutfağında pişirip yiyen de var, aynı ürünü lüks bir mekanda yiyip binlerce dolar hesap ödeyebilen de var.

Belki de bir çok kişinin farklı ağızlardan duyduğu bir örnek daha verelim: Medyatik bir tipe soruyorlar, neden dışarıda 20 liraya yiyebileceğiniz lahmacuna, 200 lira verip yiyorsunuz? Cevap: çünkü ben o parayı lahmacuna değil, lahmacuna o parayı verebilecek kişilerle aynı ortamı paylaşmanın bedeli olarak veriyorum. Düşünsenize heryerde fiyatlar sabit. Kendinizi ayrıcalıklı hissedebileceğiniz bir yer bulabilir misiniz? Tabii ki hayır. Yine geldik Maslow'un ihtiyaçlar hiyerarşisine. Saygı görme, statü elde etme, ayrıcalıklı gruba ait olma ihtiyacı. Burada temel ihtiyaçlar söz konusu değil. Daha üst düzey ihtiyaçların tatmini söz konusu.

Bitmek bilmeyen istek ve ihtiyaçlar. Bu ihtiyaçları karşılamak için daha fazla paraya daha fazla kazanmaya ihtiyaç duyuyoruz. Daha fazla parası olanlar için daha fazla ürün ve hizmet çeşitliliği sunuluyor. Bunlar için ise daha fazla para kazanmak gerekiyor. Yani hiç bitmeyecek gibi görünen bir döngü. Daha fazla kazanıyorsun, daha fazla ayrıcalıklı hissedebileceğiniz bir ortamla karşılaşıyorsunuz. Bu anlamada zirvede kalmak istiyorsunuz ve bu zirve için hep bir yarış. Rakiplerinize zirveyi vermemek için daha fazla kazanmak zorunda hissediyorsunuz. Böylece doyumsuzluk denen bir kavram ortaya çıkıyor. 

Kocaman bir pasta düşünün. Bu pasta herkese yetebilecek büyüklükte. Birileri o kadar büyük dilimler alıyorlar ki, orada bulunan bir çok insan kırıntılarla yetinmek zorunda kalıyor. Bir çok kişi de kırıntı bile alamıyor.



Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Futbol, Spor, Taraftar

Emeklilik ve Emekli Maaşları

Gurbetçilik