Oruçla ilgili Sorular Bilgiler

 Hoş geldin Şehri Ramazan!

Ramazan kelimesinin lügat anlamı: kızgın kum. Şehir kelimesinin anlamı ise: ay. Yani Şehri Ramazan; kızgın, sıcak, yakıcı ay anlamındadır. Kameri aylar ayın durumuna göre belirlenir. Ayın hangi halde olduğunun ayan beyan ortada olması, şehir kelimesiyle ifade edilir. Günümüzde kullanılan şehir kelimesi de buradan gelmektedir. Başı sonu belli olan, açıkta olan manasındadır. Bu küçük bilgiyi bir kenara bırakıp konuya giriş yapalım.

Oruçla ilgili Bakara 183-184 ve 185. ayet dikkatle incelenmesi gerekir. Bu noktada bile görüş ayrılıkları ortaya çıksa da biz daha çok günümüzde yaygın olan oruç ibadetini irdeleyeceğiz.

Genel itibariyle oruç tutmak olarak ele alınır. İlgili ayetlerden anlaşıldığı üzere farz olduğu gözükmektedir. Yani Allah'ın bize yapmamızı zorunlu kıldığı bir vazifedir. Oruç, anlamı itibariyle kendini tutmak, durdurmaktır. Kur'an'ın indiği ay olan Ramazan ayında yapmamız istenen budur.

Kendini tutmak ne demektir? Yemeden, içmeden, cinsellikten uzak olunmasıdır. Yani kahir ekseriyet anlayış bu yöndedir. Çok az kimse 'dilimi de tut'mak içerisindedir der. Dilini tutmaktan kasıt, gıybet vs demek değil, gerçek anlamda konuşmamaktır. Her neyse biz çoğunluğun anladığı ve uyguladığı durum üzerinden ilerleyelim.

Ramazan ayına erişen, aklı başında ve yaşı uygun olan müslümanların bu ayda oruçlu olmaları istenir. Müslümanlara, 'neden oruç tutuyorsun?' sorusu sorulsa, alacağımız cevap: Çünkü Allah emretmiş, der. Peki neden emretmiş? diye sorsanız. Birçoğunun vereceği bir cevap yoktur ya da 'Allah emretmiş, bakalım kimler dediğimi yapıyor' diye cevaplarlar. Hâlbuki oruçlu olmanın sebebi ayetlerde de belirtildiği gibi; takva sahibi olmak, hidayete ermek, muttaki olmak içindir. Bahsettiğim kavramlar da hep diğer tarafta işimize yarayacak diye sanılır, işin aslı pek öyle olmasa da orucun amacı bunlar kabul edilir.

Herkesin kendisine şu soru/ları sorması gerekiyor: Oruç tutmanız sizi günahlardan alıkoyuyor mu? Doğru işler yapmanıza vesile oluyor mu? Olsa bile bu sadece ramazan ayıyla mı sınırlı kalıyor? Şu oruç bir bitse de ağzımız açılsa da yesek-içsek diye mi düşünüyorsunuz? Bu ayda yardımlar yapıyor musunuz? Kalıcı davranışlar ediniyor musunuz?

Şimdi şunu düşünün: gündelik hayatında alkol alan, sigara içen ya da benzer alışkanlıkları olan kişiler ramazan ayı gelince oruç tutuyorlar. Ramazan bittikten sonra muttaki oluyorlar mı, takva sahibi oluyorlar mı? Ramazan'ın bitmesiyle eski yaşantılarına geri mi dönüyorlar? 'Ama olsun Allah'ın farz yaptığı ibadeti yerine getirdiler, Allah kabul etsin.' mi diyelim?! Yani gününüzde tutulan oruç layıkıyla yerine getiriliyor mu? Herkes vicdanında bunun cevabını bulacaktır.

Niçin oruç tutuyorsun sorusuna şu cevaplar da verilir: yoksulların, düşkünlerin hâlini anlayalım. Bu cevaba göre, yoksulların oruç tutmasına gerek yok ama Kur'an'da zenginler oruç tutacak da denmiyor. 'Bize verilen nimetlerin değerini bilelim, açlık ve susuzluğun nemenem bir şey olduğunu anlayalım' cevabını verenler de var. Peki acaba kaç kişinin iftar sofrası normal günlerinden daha fakir, neredeyse herkes ramazanda ziyafetin dibine vuruyor. İftar, sahur programları, eğlenceli yemek organizasyonları heryerde.

Peygamberimizin yeme ile ilgili, 'midenizin üçte birini yemekle, üçte birini suyla doldurun, üçte birini de boş bırakın.' hadisini bir çok kişi biliyordur. Bilim insanlarının da ortaya koyduğu gibi sofradan tam doymadan kalkmayla örtüşen bir hadis. Tıka basa yemenin iyi olmadığını, sağlık sorunlarına yol açacağını da biliyoruz. İnsan için en sağlıklı yeme biçimi yarı tok olmaktır. O zaman şu soruyu soralım: Gecenin bir vakti yani sahurda yemek yiyip yatmak sağlıklı mı? 


Yemenin içmenin son bulması imsak vaktinde okunan ezanla oluyor. Ama bu vakitte sabah namazı kılınamıyor. Daha doğrusu hanefi mezhebine mensup kişiler bu vakitte namaz kılamıyor. Namazın kılınması tabiri ve namazla ilgili de anlatılacak bir sürü şey var ama şimdilik konumuz oruç olduğu için, namaz konusunun içeriğini sonraya bırakıp devam edelim. Sabah namazını kılmak isteyen kişi ya 45-50 dakika kadar beklemek zorunda ya da yatıp tekrar bir saat sonra kalkmak zorunda. Namazını kılıp tektar yatıp, iş saatine doğru tekrar kalkmak zorunda. Hani İslam kolaylık diniydi, kolaylık bunun neresinde?


Araştırmalara göre, günde iki öğün yemek yemek sağlığımız açısından doğru bir beslenme şekli. Bu öğünler arası 12'şer saat olabileceği gibi, bu aralardan biri 14-15 saat kadar da olabilir. Örneğin gece 7'de yemeğini yiyen birinin ertesi gün 8-10 saatleri arası beslenmesi uygun bir beslenme aralığı olacaktır. 

Vücudumuzun %60 civarının sudan oluştuğunu biliyoruz. Vücutta su kaybının sağlık sorunlarına yol açacağını da biliyoruz. Oruçlu olanların su kaybı attıkça, baş ağrısı, gözlerin kararması, halsizlik gibi belirtiler sıkça görülür. Acaba Allah'ın murat ettiği, bizden beklediği bu mudur? Bu durum bizi daha mı takvalı yapacak?


Bilindiği üzere oruçlu olmanın ya da klâsik tabirle oruç tutmanın bir süresi var. İmsakla beraber başlayıp, güneşin batışından bir süre sonra akşam ezanıyla sona erer. Kısacası gecenin bitişi ile gecenin başlangıcı arasında geçirilir. Bu süre, kutuplara yakın yerlerde en kısa günde (gündüzde) 7-8 saat civarı iken, en uzun günde 22 saat civarıdır. Ekvatora yakın yerlerde ise bu süre her zaman 11-13 saat civarıdır, pek fazla değişiklik olmaz. Ramazan ayının uzun günlere denk geldiği dönemlerde kutuplara gidildikçe hem oruç süresi uzar hem sıcaklık artar. Kısa günlere denk geldiği dönemlerde ise kutuplara gidildikçe, hem oruç süresi kısalır hem de mevsimsel şartlar kolaylaşır. 

Kutuplara iyice yaklaşıldığında ise ayetlerde yer alan gecenin başlangıcı ve bitişinin aylar boyu sürmesi olayıyla karşılaşıyoruz. Kutuplardaki insanlar ayetlere göre nasıl oruçlu olacak? Uzay çalışmarı için atmosfer dışında olan kişiler nasıl oruçlu olacak? Yoksa onlar seferi mi sayılmakta? 

Oruç konusu ekvator ve yakın çevresi için anlaşılabilir bir durumken ekvatordan kutuplara gidildikçe duruma göre şartlar daha da zorlaşmaktadır. 22 saate varan oruç süresi ortaya çıkmaktadır. Kaldı ki aylar boyu gece ya da gündüz yaşanan kutup civarları içinse tatmin edici bir açıklama yoktur. Bir görüş buradakiler için Mekke takvimi esas alınır derken, başka bir görüş de gece-gündüz yaşanan en yakın enleme göre oruç süresi ayarlanır demekte. Peki uzayda çalışmalar yapan astronotlar ne yapsınlar?

Orucun onlarca faziletinden bahseden hocalar görürsünüz. Peki oruç tutmuyor diye başkalarına saldıranları ne yapalım? Açlığa, susuzluğa dayanamayıp daha agresif olanları, halsiz düşenleri , sağlık problemi yaşayanları ne yapalım? Acaba Allah'ın murad ettiği şey bizlerin saatler boyu aç ve susuz kalması mı? 

Oruçlu olma süresini, mevsimsel şartları bir kenara bırakırsak; ofis ortamında çalışanı da var, güneşin anlında çalışanı da var. Hatta iş durumu uygun olup orucu uykuya tutturanlar da var :) Bunlar için ayrıca güzellemeler yapanlar var. 'Allah'ın emrini zor şartlarda yerine getirenler daha çok sevap alırlar.' derler. Tekrar soralım: yaşam şartları iyiyken, şartlarını kötüleştirip oruç tutanlar daha çok mu sevap alırlar? Gerçekten Allah'ın murat ettiği, bizim açlığa, susuzluğa ne kadar dayanabildiğimizi ispat etmek mi? 

İlgili ayetler, Medine'ye hicretin ikinci yılında inmiş olup, bu yıldan itibaren oruç tutulmaya başlanmıştır. Arap geleneğindeki nesih uygulaması nedeniyle de hac dönemi çok sıcak olmayan kış dönemine denk getirilmeye çalışılmıştır. Yani ayların yerleri sürekli kaymıştır. Haliyle ayların neshedilmesi ramazan ayını da etkilemiştir. Miladi takvime göre her yıl 11 gün erkene gelen Ramazan ayı, o dönemde günümüzdeki gibi olmamıştır. 

Netice itibariyle akıllarda bir çok soru oluşmaktadır. Oruç asıl amacından saptırılmış şekli bir boyuta getirilmiş olabilir mi? Onlarca fazileti sayılmasına rağmen, bunların hiçbiri olmamakta, sağlık sorunları, sinir stres durumları, oruç tutmayanlara baskı, şiddet olayları ortaya çıkmakta. Bireysel katkısı da tartışmalı olmakla birlikte müslüman topluma orucun faydası var mı? Allah'ın murad ettiği şeyler tutulan bu oruçla gerçekleşiyor mu? Bulunulan coğrafi bölgelerde oruç süresi ile ilgili sorunlar tam cevap bulabildi mi? 

Kendim de bir öğretmen olarak küçük bir benzetmeyle konuyu kapatalım. Benim amacım çocuklara gerekli bilgi ve becerileri kazandırmak. Çocuklar bu bilgileri alsın, becerileri edinsin ve hayata hazır olsunlar istiyorum. Bunu istemekle yapamayacağım için derslere fiili olarak girmem gerekiyor. Asıl amacı aklımızdan çıkarmayalım lütfen. 'ÇOCUKLARI HAYATA HAZIRLAMAK!' Bunun için plan yapmam lazım zamanında derse girip çıkmak lazım. Sınıf defterini doldurmam, gerekli evrakları hazırlamam lazım. Zamanla durum şuna dönüşüyor. İlgili birileri geliyor, beni teftiş ediyor. Tüm şekli durumları inceliyor. Defteri doldurmuşum. Planları hazırlamışım, gerekli evraklar tamam, falan filan. Ama öğrencileri ne öğretebildiğim, 'pat' diye ölçülebilen bir şey değil. Hayata atıldıklarında belli olacak. Şekli boyutu tamamen önemsemediğim anlamına gelmez ama asıl amacı unutmayalım. Şimdi günümüzde de oruç ve diğer dini ritüeller için bu geçerli. Oruca şu saatte başladın mı? Şu saatte açtın mı? Hoca 'Allahu Ekber' dediğinde yemeyi bıraktın mı? Sakız orucu bozar mı? Taharet alırken o bölgeye su kaçarsa n'olur? gibi tamamen şekli tarafıyla ilgilenip, asıl maksadı kaçırıyor olabiliriz. Eh.. müslüman toplumlara bakınca şüphe edilecek bir durum da yok...







Yorumlar